Hırsız evin içinde olunca kapı kilit tutmazmış…
İşte bu söz, bugün AK Parti’deki tabloyu da özetler nitelikte. Bir tarafta dünya denklemini değiştirmeye çalışan bir lider; diğer tarafta ise bakanlık düzeyinde, üst düzey bürokrasi ve danışmanlık katmanlarında kendisine sadakatle bağdaşmayan, küresel çevrelerle örtüşen isimler… Bu tabloya bakınca “Allah Erdoğan’a yardım etsin” demekten başka çare kalmıyor.
Av. Özlem Zengin’in LGBT meselesindeki tutumu ve feminist, hayvan hakları çizgisindeki Nimet Hanım’ın “transfer” görünümüyle partiye alınması, birçok kesimde AK Parti’nin içeriden kuşatıldığı izlenimini güçlendiriyor. Bu tür hamlelerin sayısı az değil.
Aile ve Sosyal Politikalar eski Bakanı ve Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ise Fatma Taşkesenlioğlu’ndan devraldığı çizgiyi sürdürmüş görünüyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı döneminde bu ülkenin, milletin ve aile yapısının hassasiyetleriyle örtüşmeyen politikalara; ekonomik alanda da kamu vicdanını zedeleyen uygulamalara zemin hazırlandığı yönündeki eleştiriler birikiyor.
Başka bir tartışma da Maliye Bakanlığı’nda… Emeklinin kira beyanına dikkat kesilip, esnafın hesabına açıklamasız düşen 1000 TL nedeniyle ceza yağdıran bir idare; aylar içinde milyarlarca liralık şüpheli fon ve borsa hareketlerini aynı hızla masaya yatırmıyor mu? Borsa İstanbul’un eski ve yeni yönetici kadrolarıyla ilişkili olduğu ileri sürülen, profesyonelce örgütlenmiş çıkar ağları kamuoyunda konuşuluyor. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “borsaya yatırım yapın” çağrısından sonra aynı piyasada AK Parti seçmeninin de zarar ettiği yönündeki şikâyetler artmış durumda. Anlaşılan, bürokrasi içinde bu işleyişi denetleyecek irade yeterince işletilemiyor.
Nasıl oluyor da yapay zekâ küçük esnafı hemen yakalıyor da büyük ölçekli şüpheli işlemlere aynı hassasiyet gösterilmiyor? Tabii yersen, durum böyle…
“Vergiyi tabana yayacağım” vaadiyle yola çıkan Mehmet Şimşek’in uygulamaları ise birçok vatandaşta yükün yine dar gelirlinin sırtına bindiği, büyük sermayenin korunduğu izlenimini uyandırıyor. Milleti canından bezdiren bu tercihlerin, AK Parti’nin arkasındaki sosyolojik dengeyi de zayıflattığı artık her alanda hissediliyor.
Anladığımız kadarıyla Sayın Erdoğan’ı sandıkta deviremeyeceğini gören küreselci çevreler, içerideki zayıf halkalar üzerinden Erdoğan’a duyulan güveni aşındırmayı hedefliyor. LGBT tartışmaları, küreselci hamleler ve sessizce ilerleyen kadrolaşma iddialarıyla önümüzdeki seçimlerde Türkiye’deki kaleyi (AK Parti) düşürmenin hesabı yapılıyor.
Bu tablo oluşurken Sayın Cumhurbaşkanı’nın danışmanları ne iş yapıyor, diye sormamak elde değil. Bunlardan hiçbiri çıkıp demez mi: “Sayın Erdoğan! Kale içeriden zorlanıyor; aile kurumu zayıflıyor, toplumun sosyolojisi bozuluyor, halkın tepkisi büyüyor!” İşte bu politikalar, 15 Temmuz’da sokağa çıkan halktan adeta uzaklaşmanın, o desteği incitmenin görüntüsünü veriyor.
2017’de demiştik: Anavatan Partisi’ni papatyalar bitirdi; Erdoğan’ı da KADEM ve küreselci çizgi yıpratır.