Bayramın hemen öncesinde, vatandaşın huzurunu kaçıran bir mahkeme kararı gündeme düştü. Doğru ya da yanlış, bu karar Türkiye’nin gündemini bir anda değiştirdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanı ilan edilmesiyle birlikte Özgür Özel’in YSK mazbatası arasında oluşan ikilem, adeta profesyonel bir senaryo gibi sahneye kondu.
Ülkemizde son dönemde yargı alanında da belirginleşen “çift başlılık” tartışması, bu kararla bir kez daha su yüzüne çıktı. Mahkemelerin birbirini tanımaz hale gelmesi, hukuki öngörülebilirliği zedeliyor ve kamuoyunda “herkesin kendi kurtarılmış bölgesi var” algısını güçlendiriyor. Bu tür kritik kararların sonuçları hesaplanmadan alınmadığını düşünmek ise saflık olur.
Sosyolojik açıdan bakıldığında ortada gerçekten dikkat çekici bir tablo var. Bir dönem yolsuzluk, ahlaki sorunlar ve iç hesaplaşmalar nedeniyle kendi tabanında bile derin bir hayal kırıklığı yaşayan CHP, ideolojik olarak da ciddi bir erime sürecine girmişti. Baraj altı riskiyle marjinalleşen, baskın bir seçimde milletvekili sayısını sınırlı tutabilecek bir yapıya dönüşmüştü. İşte tam bu noktada gelen mahkeme kararı, partiyi yeniden canlandırma girişimi gibi duruyor.
Peki amaç ne olabilir?
Ana muhalefetin de iktidar gibi oy erimesi yaşadığı bir dönemde, muhalefet cephesindeki dağınıklığın küresel ve yerli aktörleri rahatsız ettiği söylenebilir. Dağılmış, vizyonunu yitirmiş bir kitlenin yeniden mobilize edilmesi, partinin tabanında psikolojik bir toparlanmayı hedefliyor. CHP’den kopan ve “bir daha oy vermem” diyen seçmen kitlesinin diğer partilere kaymasını önlemek için Kılıçdaroğlu figürünün yeniden ön plana çıkarılması, bu stratejinin bir parçası olarak yorumlanıyor.
Kararın hemen ardından yaşananlar da anlamlı: Ekranlar kilitlendi, borsa tedbirler aldı, bayram ortamı gerildi. Sevgi ve hoşgörü yerine yeniden kutuplaşma ve meydan çağrıları gündeme geldi. İkiye bölünmüş görünen CHP, Özel-Kılıçdaroğlu gerilimi üzerinden kendi içinde bir sahiplenme duygusu yaratarak tabanı konsolide etme şansını yakaladı.
Seçmen ne yapacak?
En kritik soru bu. İç kavga, paradoksal bir şekilde partiye aidiyet hissini canlandırabilir. Dağılan enerjinin yeniden tek çatı altında toplanması, “bedel ödemeden yekvücut” olma imkânı sunuyor. Fakirin ekmeği, günlük sıkıntılar ve umutlar bir süre daha “her şey güzel olacak” söylemiyle ötelenebilir.
Tablo nettir: Bu karar, CHP’nin yapısal sorunlarını çözmüyor; ancak kısa vadede partiyi toparlama ve muhalefet oylarını konsolide etme potansiyeli taşıyor. Sayın Erdoğan’ın baskın seçim sinyalleri verdiği bir dönemde muhalefetin bu hamleyi nasıl değerlendireceği, önümüzdeki ayların en önemli siyasi değişkenlerinden biri olacak.
Göreceğiz bakalım…