|
Tweet |
Tepebaşı Belediye Meclisi’nin Haziran ayı olağan toplantısında, AK Parti Meclis Üyesi Ali Semih Ünlü ile Belediye Başkanı Ahmet Ataç (CHP) arasında aşevi soruşturması üzerinden sert bir tartışma yaşandı. Ünlü, kürsüye beyaz ve boş bir kase koyarak konuşmasına sembolik bir giriş yaptı ve iddiaları vicdan, kamu hakkı ve ihtiyaç sahibi vatandaşların sofrası üzerinden dile getirdi.
Ünlü, konuşmasında Tepebaşı’ndaki Nihal-İsmail Akçura Aşevi üzerinden yürütülen yolsuzluk soruşturmasına dikkat çekti. İddialara göre, aşevinde ihtiyaç sahipleri için hazırlanan yemeklerin düğün ve organizasyon salonlarına gönderildiği, ardından dışarıdan hizmet alınmış gibi şişirilmiş faturalarla belediyeye yansıtıldığı öne sürülüyor. Paravan şirketler, sahte imzalar, doğrudan temin usulsüzlükleri ve kripto hesapları gibi unsurların yer aldığı soruşturmada, aralarında belediye başkan yardımcısı ve özel kalem müdürünün de bulunduğu birçok kişi tutuklanmıştı.
“Neyi anlamadınız Sayın Başkan?”
Ünlü, Başkan Ataç’ın televizyon ekranlarında kullandığı “Bazı arkadaşlarımızın neden tutuklandıklarını anlayamadım” ifadesini doğrudan hedef aldı. “Kimlerin tutuklanmasını anlayamadınız Sayın Başkan? İsim isim sayın lütfen” diye sordu. Soruşturmanın yaklaşık 1,5 yıldır devam ettiğini hatırlatarak, belediye yönetimi tarafından ne tür idari incelemelerin yapıldığını sordu.
Ünlü'nün konuşması üzerine sert tartışmalar yaşandı. Tartışmaların büyümesi üzerine Ataç toplantıyı sona erdirdi. Tartışmalar salon dışında da sürdü. Ünlü de konuşmasını tamamlayamadı.
İşte Ali Semih Ünlü’nün Meclis’te yaptığı o konuşmanın tam metni:
“Bugün bu kürsüye sıradan bir siyasi tartışma için çıkmadım. Bugün burada Tepebaşı'nın vicdanını; ihtiyaç sahibinin sofrasını, hayırsever vatandaşın emanetini ve kamu hakkını konuşmak zorundayız.
Önümde sade, beyaz ve boş bir kase var.
Bu kase, Tepebaşı'nda ihtiyaç sahibi bir vatandaşımızın kasesidir; aşevine umutla bakan garibanın, "bir ihtiyaç sahibinin sofrasına katkım olsun" diyen hayırsever vatandaşın emanetidir.
Beyazdır; çünkü aşevinin ve yardımlaşmanın temizliğini temsil eder.
Boştur; çünkü kamuoyuna yansıyan ağır iddialar doğruysa, Tepebaşı'nda ihtiyaç sahibinin kasesi boşaltılmış, paravan şirketlerin kasası doldurulmuştur.
Biz bu kaseyi bugün siyasetin değil, vicdanın önüne koyuyoruz.
Sayın Başkan;
Siz televizyon ekranlarında "bazı arkadaşlarımızın neden tutuklandıklarını anlayamadım" dediniz.
Biz de bu kürsüden soruyoruz:
Kimlerin tutuklanmasını anlayamadınız Sayın Başkan?
İsim isim sayın lütfen.
Bir belediyede aşevi, doğrudan temin dosyaları, sahte imzalar, paravan şirketler, kripto hesapları ve kamu zararı konuşuluyorsa; o belediyenin yönetimi kamuoyuna açık ve net hesap vermek zorundadır.
Bu soruşturmanın yaklaşık bir buçuk yıldır sürdüğünü yine siz söylediniz.
O halde asıl soru şudur:
Bir buçuk yıldır bu dosyadan haberdarsanız, belediye içinde hangi idari incelemeyi başlattınız?
Aşevi bağışlarının, yemek üretimlerinin, sevkiyatların ve fatura kayıtlarının incelenmesi için hangi talimatı verdiniz?
Hangi imzaların kim tarafından atıldığını, kimlerin hangi firmalarla çalıştığını araştırdınız mı?
Tepebaşı halkı sizden "anlayamadım" cümlesini değil, açık ve net cevaplar bekliyor.
Geçtiğimiz aylarda bu mecliste verdiğimiz soru önergelerine neden cevap verilmediğini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Çünkü anlaşılan o ki, o sorulara cevap vermesi gerekenlerin bir kısmı bugün soruşturma dosyasının içindedir; birçoğu da tutuklanmıştır.
Cevap veremeyenlerin sustuğu yerde dosyalar konuşmaya başlamıştır.
Değerli meclis üyeleri;
Dosyaya yansıyan iddialar doğruysa, burada yapılan şey şudur:
Yoksulun kasesi boşaltılmış, paravan şirketlerin kasası doldurulmuştur.
Aşevinde pişen yemeklerin düğün salonlarına gönderildiği, sonra da sanki dışarıdan hizmet alınmış gibi belediyeye fatura edildiği iddiaları bu şehrin vicdanını yaralamıştır.
Ve hiç kimse, "hukuki süreç devam ediyor" diyerek idari ve siyasi sorumluluktan kaçamaz.
Değerli CHP grubu;
Bugün burada siz de bir tercih yapmak zorundasınız.
Ya Tepebaşı halkının hakkının yanında duracaksınız ya da susarak bu ağır tablonun siyasi sorumluluğunu paylaşacaksınız.
Çünkü konu bir parti meselesi değil; kamu hakkı, hayırsever vatandaşın emaneti ve ihtiyaç sahibinin sofrasıdır.
CHP içindeki güç kavgaları, kurultay tartışmaları bizi ilgilendirmez.
Ancak Sayın Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde çok ağır bir ifade kullandı:
"Halkın belediyesinde yetimin hakkına göz dikip rüşvete, talana bulaşan belediye başkanlarını bu partiden söküp atamadığım için özür diliyorum" dedi.
Şimdi buradan soruyoruz:
Sayın Kılıçdaroğlu'nun özür dilediği o tablo Tepebaşı'nı da kapsıyor mu?
Kılıçdaroğlu sizden mi bahsediyor?
Bugün Tepebaşı'nda karşımızda duran tablo şudur:
Aşevini soydunuz, belediyenin içini boşalttınız, CHP'yi de gasp ettiniz.
Şimdi Tepebaşı halkı şunu merak ediyor:
Bu ağır tablo karşısında siyasi sorumluluk alıp istifa mı edeceksiniz?
CHP içinde mi kalacaksınız?
Yoksa yeni partiye mi geçeceksiniz?
Nereye giderseniz gidin, bu sorular peşinizden gelecektir.
Çünkü bu konu parti içi hesaplaşma değil; Tepebaşı halkının hakkıdır.
Bu belediye, Tepebaşı halkının emanetidir.
Bu emanetin nasıl kullanıldığına dair sorular cevapsız bırakılamaz; kamu kaynakları üzerindeki her şaibe açıklığa kavuşturulmak zorundadır.
Şimdi buradan açık ve net taleplerimizi ifade ediyoruz:
Bir: Aşevi bağışları, yemek üretimi, sevkiyat kayıtları ve ilgili fatura süreçleri kamuoyuna şeffaf biçimde açıklansın.
İki: Başta Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü olmak üzere doğrudan temin dosyaları bağımsız denetime açılsın.
Üç: Soruşturma kapsamındaki isimlerin belediye içindeki görev, yetki ve imza zinciri meclise sunulsun.
Dört: Aşeviyle ilgili bağış ve harcama süreçleri için meclis bünyesinde özel bir araştırma komisyonu kurulsun.
Beş: Belediye yönetimi, "hukuki süreç devam ediyor" cümlesinin arkasına saklanmadan, idari sorumluluk konusunda Tepebaşı halkına hesap versin.
Sayın Başkan;
Bu kürsüden size son kez soruyorum:
Yıllardır sizinle çalışan isimler bugün ağır iddialarla tutuklanmışken, siz hâlâ sadece "anlayamadım" mı diyeceksiniz?
Bu tablo ortadayken, hâlâ "verilmeyecek cevabımız yok" deyip hiçbir cevap vermeden devam mı edeceksiniz?
Tepebaşı halkı artık mazeret değil, açıklama bekliyor.
Bu kaseyi buraya bir sembol olarak koyduk:
Garibanın hakkını, hayırseverin emanetini ve bu belediyede hiç kimsenin kamu kaynağını kendi tasarruf alanı gibi göremeyeceğini hatırlatsın diye.
Garibanın sofrasından eksilen lokmalar; paravan şirketlere, lüks villalara ve şaibeli servet düzenlerine dönüşemez.
Bu kase boş kalmayacak.
Bu hesap kapanmayacak.
Aşevi bu şehrin merhametidir; o merhamete uzanan elin hesabını sonuna kadar soracağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”