İngiliz sömürgeci zihniyeti, maalesef uzun yıllardır çeşitli biçimlerde etkisini sürdürmeye devam ediyor. Tarih kitaplarında yeterince yer almasa da 1918 Çanakkale Zaferi ve Kut’ul Amare gibi büyük yenilgilerle Osmanlı’ya karşı iki yüzyılın en önemli mağlubiyetlerini yaşayan İngilizler, Siyonist ittifaklarla ve içimize yerleştirdikleri Truva atları üzerinden 1938’e kadar İstanbul’u işgal altında tuttu.
Bu sömürgeci anlayış daha sonra ABD’ye devredildi. Yine tarih kitaplarının pek yazmadığı üzere, 1948’de Ankara Amerika tarafından askeri bakımdan kontrol altına alındı, Türkiye yönetimine el konuldu ve her karakola bir Amerikan askeri nezaretçi olarak yerleştirildi. O dönemde Amerikalıların milletin kadınlarına ve kızlarına yönelik saldırıları ve olayları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. O günden bugüne bu tür dış müdahalelere karşı içimizde güçlü, milli ve yerli bir direniş maalesef yeterince yükselemedi.
Ne zaman başımızı kaldırsak, içerdeki devşirilmiş, fonlanmış ve sonradan ülkeye getirilip Türk vatandaşlığı verilmiş sermaye ve medya sahibi kesimler devreye giriyor. İşte bu yapılar, iktidarı da muhalefeti de sıklıkla kendi kontrolleri altında şekillendiriyor.
Lozan gibi NATO ve AB’nin gizli maddeleri nelerdir?
Anladığımız kadarıyla ülkemizi Fullbright Antlaşması benzeri mekanizmalarla her alanda kuşatan, sınırlayan, etkisizleştiren ve milli-yerli politikalardan arındıran vizyonlar, parasal fonlar ve Avrupa Birliği destekleri adı altında “yardım” görüntüsüyle sunuldu. Bu süreçte değer yargılarımız, aile yapımız, eğitim sistemimiz ve kültürel kodlarımız sistematik olarak zayıflatılmaya çalışıldı. Her gelen iktidar bu mekanizmalara belli ölçüde eyvallah demek zorunda kaldı. Hükümetler kurulurken Avrupa Birliği ve ABD’den gelen kota uygulamaları nedeniyle birçok bakanlık, bu dış bağlantılı devşirmelere tahsis edilir olmuştu. Bunu pek kimse açıkça dile getiremedi.2000’li yıllara gelindiğinde Avrupa Birliği ve Amerika toplamda 6-7 bakanlığı belirler hale gelmişti. AK Parti iktidarıyla birlikte bu sayı kademeli olarak azaldı ve şu an 4’e indi. Tabii diğer bakanlıklar ve alt kadrolara da yine bu dört bakanlığa tahsis edilen fonlanmış, satılmış ve vergilerimizle bize ihanet eden kadrolar yerleştirilmeye çalışılıyor.
AB’nin Karın Ağrısı Nedir?
Daha önceleri Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi kritik kurumlar, Avrupa Birliği’nin bize önerdiği ve fiilen atamasını yaptırdığı bakanlıklardan oluşuyordu.
Cumhur İttifakı, halkın desteğiyle kısmi bağımsız hareket ederek bu fonların gelecek yıllarda telafi edilmesi imkânsız hale gelen sosyal, politik ve ekonomik yıkımlara fırsat vermemek için mücadele etti. Özellikle Sayın Erdoğan’ın direnişiyle bu bakanlıkların büyük kısmı kendi inisiyatifine alındı ve Avrupa Birliği ile Amerika’nın inisiyatifindeki bakanlık sayısı dörde düştü.
Son hamleyle Milli Eğitim Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, AB’nin tüm algı ve oyunlarına rağmen iki önemli şahsiyetle (Sayın Mustafa Çiftçi ve Sayın Akın Gürlek) milli ve manevi köklerimize dönüş yapmaya başladı. Milli Eğitim’de milli politikaların başlaması, hukuk alanında ülkenin sosyolojisini bozan konuları Adalet Bakanlığı’nın vakit kaybetmeden gündeme alması, her iki bakanımızı da hedef tahtasına oturttu.
AB’nin Densizliği Artık Son Bulmalı
Avrupa Birliği’nin iç işlerimize müdahale eden, haddini aşan ve onursuz açıklamaları, hâlâ bize İngiliz sömürgesi muamelesi yapıldığını gösteriyor. Toplumdan gelen baskılara kayıtsız kalmayan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı gibi iki kritik kurumu fonların etkisinden kurtardı. Bu alanda yapılacak önemli hamlelerle ülkemizin sosyal yapısını bozmaya yönelik projelerin yarım kalacağı endişesi, Avrupalı “dost görünümlü” çevreleri çok rahatsız etmiş olacak ki; yüzlerce fake hesap üzerinden algı operasyonu başlattılar ve bir de rapor yazma cüretinde bulundular.
Avrupa Birliği ve ABD’nin Kontrolündeki Dört Bakanlık
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı: Toplumun sosyolojisini bozan, aile mefhumunu zayıflatan, kadını annelik rolünden uzaklaştırıp her alana iten, 6284 sayılı yasa gibi “kadının beyanı esastır” yaklaşımıyla toplumsal yapımızı çökerten ve Avrupa Birliği fonlarıyla desteklenen projelerin tamamında aktif rol oynayan bir kurum haline geldi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı: Berat Albayrak döneminde Avrupa’daki 80 yıllık altın stoklarımızı ülkeye getirip meydan okuyan bir yapıdan, İngiliz vatandaşlığı bulunan bir yönetime geçişle birlikte faizleri %8’den %55’e çıkaran, KKDF’yi bitiren, uluslararası piyasadan %2-5 ile alınan paraları %55 faizle ülkeye sokarak enflasyona ve likidite krizine sebep olan, Sayın Erdoğan’ın “faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur” tespitini fiilen çöpe atan politikalar uyguladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı: Roma, Bizans, Hitit dönemlerine ait, batının kendisine ait saydığı tarihi ve kültürel hazinelerimizi UNESCO Dünya Mirası listesine aldırtarak bu alanları dokunulmaz kıldı. Gelecekte Anadolu’ya yeniden göz dikerlerse bu mirasa sahip çıkmak için bizi sadece “bekçi” konumuna düşüren politikalar izledi. Sıfır faizli kredilerle Avrupalılara bedava tatil imkânı sunarken kendi vatandaşımızın tatile çıkmasına destek vermedi.
Sayın Erdoğan bu konuları da gördüğü için tepkisini daha gür bir sesle dile getirmeye başladı.
Tam Bağımsız Türkiye için AB ve NATO
Ülkemizdeki terör ve bölücü yapılara her alanda destek veren, NATO şemsiyesi altında Türk ordusunu teröristleri silahlandırarak şehit eden ABD emperyalizmi ve AB, bizi kontrolden vazgeçmelidir. Bugüne kadar şehit olan asker, polis ve vatandaşlarımızın tamamında kullanılan silah ve teknolojilerin büyük kısmı Amerikan ve NATO menşelidir. NATO adı altında Silahlı Kuvvetler içinde örgütlenen bu yapılar, milli ve yerli politikalara yeterince sahip çıkmamıştır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Avrupa Birliği raporunu kınaması, direniş ve bağımsızlık meşalesi olmalıdır. Avrupa Birliği fonlarıyla ülkemizde kirli faaliyetler yürüten bakanlıkların tasfiye edilmesi, fonların ve gizli işgal mekanizmalarının sonlandırılması yönündeki iradesini destekliyoruz.
Avrupa Birliği Türk Milletine Zincir Vuramaz!
Ülkemizin hiçbir menfaati para karşılığında Avrupa Birliği fonlarına peşkeş çekilemez. Türk milleti aç da yaşar, susuz da yaşar; ama onursuz, devletsiz, bayraksız ve ezansız yaşayamaz.
Cumhur İttifakı’na buradan sesleniyoruz: Dik duruşlarınızı sürdürün. Yüce Müslüman Türk milletinin beklentileri doğrultusunda milli ve yerli politikaları tüm bakanlıklarda temel hedef haline getirin.
Yaşasın tam bağımsız Türk milleti!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti!