beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Ahmet Sezgin Kocabay

facebook-paylas
AK Parti, Feminist Yaklaşımlar, Lilith-Kadem ve Gizli İşgal
Tarih: 03-04-2026 09:01:00 Güncelleme: 03-04-2026 09:01:00


Hiçbir şiddet veya cinayet hiçbir gerekçeyle kabul edilemez. Ancak olayların arkasındaki sosyolojik gerçekleri doğru analiz etmek, toplumda farkındalık yaratmak ve ülkemizdeki bazı düzenlemelerin küresel bir aklın “gizli işgal” stratejileriyle bağlantılı olabileceğini görmek açısından önemlidir.

 

Bilindiği üzere dünyada sosyolojik olarak iki temel yaklaşım vardır: Biri şeytani temelli, diğeri ise tek tanrılı dinlerin Hz. Adem ve Havva’dan günümüze taşıdığı, kutsal semavi dinler üzerinden şekillenen geleneksel aile ve komünal hayat gerçeğidir.

 

Ne var ki, kendisini “şeytanın çocukları”, “dul karı çocuğu”, “mor çatı”, KADEM, feminizm, cinsiyet eşitliği, özgürlük, babasız toplum, babasız çocuk gibi kavramlar etrafında organize eden ve uluslararası fonlarla desteklenen, devletler üstü bir güce ulaşmış büyük bir siyonist akıl, özellikle Müslüman toplumları hedef alan şeytani bir dünya düzeni kurma hayali peşindedir. Ülkemizde de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere birçok kamu kurumunda ve güvenlik alanlarında bu yaklaşım, farkında olunarak veya olunmayarak desteklenerek uygulanmaktadır.

 

Konunun derin analizini “Sırtındaki Hançer” isimli kitabımıza havale ederek kısaca şunu söylemek gerekiyor:

 

Şu anda uygulamada olan, kadına ve çocuğa yönelik süslü kavramlarla toplumun sosyolojik temeli sarsılmış durumdadır. Evlilik kurumu zorlanmakta, kadınlar fuhuş bataklığına, çocuklar ise uyuşturucu ve gayrimeşru ilişkilere sürüklenmektedir.

 

Elbette istisnalar kuralı bozmaz. Ancak toplumun geneline İstanbul Sözleşmesi’nin bütün bileşenlerini dayatmak, 6284 sayılı kanunu sıfır toleransla uygulamak, kadının beyanını esas alan yargılamalar yapmak, aileyi sarsan fuhuş ve zinaya adeta devlet koruması getirmek, çocukları sıcak yuvalarından koparıp derin ruhsal travmalara sürüklemek, birçok bireyin devlete olan güvenini sarsmış, diğer yandan da ülkemizi işgale hazır hale getirmiş ve maalesef birçok devlet kurumunun bu anlayıştan etkilenmesine zemin hazırlamıştır.

 

Kadın cinayetlerinin önemli bir kısmının arkasında, AK Parti döneminde çıkarılan ve uygulanan talihsiz yasal düzenlemelerin de etkisi bulunmaktadır. Binlerce yıllık insanlık tarihine aykırı küresel projeler kapsamında Müslüman Türk erkeğine dayatılan sözde “kadını özgürleştirme” anlayışı devreye girdiğinden beri bu cinayetlerde artış gözlenmektedir.

 

İstatistiklere göre kadın cinayetlerinin büyük bölümünde erkek evinden uzaklaştırılmış, devlet müdahil olmuş ve 6284 sayılı kanunun hükümleri uygulanmıştır. Boşanma sürecinde avukatların kışkırtması, hakim ve savcıların kadının beyanını tek başına esas alarak verdiği orantısız koruma ve tedbir kararları, erkeği ve babayı çaresiz bırakabilmektedir. Bunu kabul etmekte zorlanan onurlu insanlar, toplum baskısı ve psikolojik yük altında maalesef cinayete sürüklenmektedir. Birçok olayda failin hem kendisini hem de çocuklarını öldürme teşebbüsü, bunun basit bir kadın cinayeti değil, derin bir sosyolojik çöküşün göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Savcı ve hakimlerimizin sıfır tolerans ilkesiyle uyguladığı süresiz nafaka, tedbir nafakası ve mal paylaşımı gibi düzenlemeler, erkeğin ömür boyu kazandığı maddi imkânları devlet eliyle alınıp hiç hak etmeyen birine verilmesi, adalet kavramına olan güveni ortadan kaldırmaktadır. Devlet iftiraya karşı yeterince dengeli duramıyor, kolluk kuvvetleri tek taraflı yaklaşımlarla hareket edebiliyorsa bazı insanların kendilerine açıkça haksızlık yapıldığı düşüncesi ile kendilerini kaybetmesine de şaşırmamak gerekiyor.

 

Halbuki kültürümüze, inancımıza ve toplumsal yapımıza uygun daha dengeli düzenlemeler yapma gücüne sahip olan Sayın Erdoğan’ın bu konudaki beklentileri karşılayacak düzenlemeleri bir türlü hayata geçirmemesi, mevcut durumun mağdur ettiği vatandaşlarda ciddi tepki uyandırmaya devam etmektedir.

 

Kadını gerçekten korumak istiyorsak, zinayı suç haline getirelim ve sonuçlarını görelim.

 

Büyük İsrail projesiyle paralel şekilde, Türkiye’deki aile ve toplumsal yapıyı bozma girişimi, birçok yapım şirketinin dizilerinde açıkça görülmektedir. “Baba”, “Üç Kuruş”, “Kızıl Goncalar”, “Kıskanmak” gibi dizilerde baba ve erkek karakterlerin sıklıkla olumsuz gösterilmesi, acaba bu planın sistematik boyutuyla ilintili midir?

 

Bu ülkede beş vakit namaz kılan, üst düzey İslami bilgi sahibi kişilerin Gülen hareketi gibi yapılarla bağlantılı “kripto siyonist” kontrolü mü var? Yoksa küresel bir sisteme verilmiş diyet borcu mu söz konusu?

 

Zira Gazze’de çocuklar onurlu bir şekilde şehadete yürürken, bizim çocuklarımızın babasız veya annesiz kalarak ömür boyu travma yaşaması, uyuşturucu veya fuhuş ağlarına sürüklenmesi kabul edilemez. Lilith-Kadem-Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aynı çizgide yaklaşım sergilemektedir. Namuslu, şerefli ve onurlu hiçbir Müslüman Türk erkeği, insan fıtratına aykırı bu düzenlemeleri kolay kolay kabul edemez.

 

Her fırsatta Kur’an’ı referans gösteren Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu konuda Kur’an’ın aile ve toplumla ilgili emirlerini yeterince gözetmemesi doğrusu şaşırtıcıdır. Peygamber Efendimizin beyanı esas alınmazken, kadının beyanı esas alınarak yargılama yapılması veya tek taraflı kararlar verilmesi ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

 

Kadına şiddet uygulayan erkeklerin büyük çoğunluğunun (%87’si) daha önce sabıka kaydı bulunmamaktadır.

Apaçık erkekleri suçlu, kadınların tamamını da masum göstererek sebep olduğumuz travmalar yüzünden Allah’ın bu millete bela vermesi de çok uzak görünmemektedir.

 

Kadını değerli kılan annelik vasfıdır. Kadını annelik modelinden çıkarıp sömürü sistemine teslim eden yaklaşımın, onca şikayete rağmen olup bitene sessiz kalınarak AK Parti tarafından desteklenmesi üzücüdür. Evet, kadın desteklenmelidir; ancak süresiz nafaka ile değil. Anne-babasının pay vermediği, hayatını başka erkeklerle paylaşabilen bir kadına başka bir erkeğin emek ve kazancını peşkeş çekmek ne etik ne de ahlakidir. Bu durumun vebali tüm yöneticilerimiz üzerinedir.

 

İşte Z kuşağı ortada… Uyuşturucu, sigara kullanım oranları ve yükselen boşanma rakamları ortadadır.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI