<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>SAĞLIK - Kentin Sesi</title>
<link>https://kentinsesi.net/saglik/</link>
<description>sağlık ile ilgili güncel haberler</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://kentinsesi.net</copyright>
<image>
<title>https://kentinsesi.net</title>
<url>
https://kentinsesi.net/images/genel/440x120.jpg
</url>
<link>https://kentinsesi.net</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Kış Depresyonuna Dikkat: Uzmanlardan Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu Uyarısı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/kis-depresyonuna-dikkat-uzmanlardan-mevsimsel-duygu-durumu-bozuklugu-uyarisi.jpg" width="250"><br><h3><span style="font-size: 13px;">Uzmanlar, kış aylarında azalan gün ışığı ve hareketsizliğin ruh sağlığı üzerinde önemli etkiler yarattığını belirtiyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu’na (MDBB) karşı erken farkındalığın ve yaşam alışkanlıklarında yapılacak küçük değişikliklerin büyük fark yaratabileceğini söylüyor.</span></h3>

<p>Kış mevsiminin gelişiyle birlikte gün ışığının azalması, soğuk hava koşulları ve sosyal aktivitelerdeki azalma, birçok kişide ruh hali değişikliklerine neden olabiliyor. Bu değişimlerin bazı bireylerde geçici yorgunluk ve isteksizlikle sınırlı kalmadığını belirten uzmanlar, Mevsimsel Duygu Durumu Bozukluğu (MDBB) olarak bilinen bu durumun, özellikle kış aylarında daha belirgin hâle geldiğini ifade ediyor. Yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku düzensizliği ve günlük hayata karşı ilgide azalma, MDBB’nin en yaygın belirtileri arasında yer alıyor.</p>

<p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, kış aylarında ruh sağlığının korunması konusunda önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Şimşek, “Soğuk havalarla birlikte ortaya çıkan enerji kaybı ve motivasyon düşüklüğü çoğu zaman mevsimsel bir geçiş dönemi olarak değerlendirilir. Ancak bu durum, günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilemeye başladıysa dikkate alınmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır,” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, bu dönemde alınabilecek basit ama etkili önlemlerin önemine değinerek, güneş ışığından daha fazla yararlanmanın ruh halini düzenleyen serotonin seviyelerini artırarak enerji ve motivasyon üzerinde olumlu etkiler yarattığını ifade etti. Düzenli egzersiz yapmanın hem fiziksel hem de zihinsel canlılığı desteklediğini belirten Şimşek, kısa yürüyüşler veya evde yapılabilecek basit hareketlerin bile stres düzeyini azaltabileceğini söyledi. Uyku düzenine dikkat etmenin biyolojik ritmin korunmasında kritik bir rol oynadığını vurgulayan Şimşek, sosyal ilişkileri sürdürmenin de mevsimsel depresyonun yol açtığı yalnızlık hissine karşı güçlü bir koruma sağladığını dile getirdi.</p>

<p>Uzmanlara göre, kış aylarında ruh sağlığını korumak yalnızca bireysel farkındalıkla sınırlı kalmamalı. İş yerlerinde ve eğitim ortamlarında ışık koşullarının iyileştirilmesi, açık hava aktivitelerinin teşvik edilmesi ve toplumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, mevsimsel duygu durumu bozukluğunun etkilerini azaltmada önemli rol oynuyor. Bu tür düzenlemeler, bireylerin ruhsal dayanıklılığını artırarak kış aylarını daha sağlıklı ve dengeli geçirmelerine katkı sağlıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken farkındalık, kış aylarını sağlıklı ve dengeli geçirmek için en etkili yoldur. Kişinin kendisinde veya yakın çevresinde motivasyon kaybı, enerji düşüklüğü ya da sürekli isteksizlik gözlemleniyorsa, bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Güneş ışığı, hareket, sosyal etkileşim ve dengeli beslenme kış depresyonuna karşı en doğal koruyucu faktörlerdir. Ancak belirtiler şiddetliyse bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek almak büyük önem taşır. Ruhsal dengeyi korumak yalnızca bireyin yaşam kalitesini değil, toplumun genel iyilik halini de doğrudan etkiler. Sağlıklı bir toplumun temeli, ruhsal ve fiziksel açıdan dengede bireylerden oluşur.”</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/kis-depresyonuna-dikkat-uzmanlardan-mevsimsel-duygu-durumu-bozuklugu-uyarisi/1548/</link>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 03:33:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yoğun tatlı isteği diyabetin habercisi olabilir </title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/yogun-tatli-istegi-diyabetin-habercisi-olabilir.jpg" width="250"><br><p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Tatlı isteği, çoğu zaman küçük bir kaçamak ya da alışkanlık gibi görülür. Ancak bu isteğin artmasının, vücudun kan şekeri dengesiyle ilgili önemli sinyaller verebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Diyabette, şeker kanda yüksek olsa bile hücreler bu şekeri kullanamaz. Hücrelerin enerji açlığı hissetmesi de tatlı isteğinin artmasına yol açabilir. Bu nedenle sık ve kontrolsüz tatlı isteğin, vücudun göz ardı edilmemesi gereken bir uyarısı olabilir” ifadelerini kullandı.</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Pek çok kişinin tatlı krizi şikâyetiyle doktora başvurarak tanı aldığı biliniyor. Diyabetin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun 2025 Diyabet Atlası’na göre Türkiye, Avrupa kıtasındaki en yüksek diyabet oranına sahip ülke. Avrupa’da her 10 yetişkinden biri diyabetliyken, Türkiye’de bu sayı neredeyse 6 yetişkinden birine kadar yükselmiş durumda. Son yıllarda yaşanan %170’lik artış ise bu durumu daha da çarpıcı hâle getiriyor” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Beynin yakıtı şeker</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Diyabete giden yolda önemli bir basamak olan insülin direnci veya pre-diyabet gibi hücrelerin glikozu yeterince kullanamadığı durumlarda beynin ‘enerji açığı var’ şeklinde algı yaparak tatlı isteğini artırdığını dile getiren Eren, “Beyin glikozu birincil enerji kaynağı olarak kullanır. İnsülin direnci olan bireylerde glikoz hücre içine girmediği için kanda yüksek görünmesine rağmen beyin bunu enerji eksikliği gibi yorumlar. Bilimsel veriler, bu durumun ödül mekanizmasını artırarak kişide karbonhidrat ve tatlı tüketme davranışını güçlendirdiğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Paketleri ürünlerin etiketi dikkatle incelenmeli</span></strong><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Etiket okuryazarlığının özellikle kan şekeri kontrolü ve sağlıklı beslenme açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Eren, “Paketli ürünlerin ön yüzünde yer alan ‘şeker ilavesiz’ ya da ‘diyabetik’ gibi ifadeler her zaman sağlıklı bir içeriğe işaret etmeyebilir. İçerik listesi ve besin değerleri tablosu dikkatle incelenmediğinde gizli şekerler ve yüksek karbonhidratlar fark edilmez. Bu nedenle market alışverişlerinde doğru ürün seçimi günlük beslenme alışkanlıkları üzerinde belirleyici rol oynar” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Diyabet hastalarına özel tatlandırıcılar da sınırsız tüketilemez</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Diyabetik ürünlerin kontrollü tüketildiğinde güvenli kabul edildiğini ancak bu tüketimin “sınırsız” olamayacağını dile getiren Eren, “Poliol grubu tatlandırıcılar (sorbitol, maltitol vb.) bazı bireylerde gaz, şişkinlik ve ishal yapabilir. Yapay tatlandırıcıların ise bağırsak mikrobiyotasını etkileyebileceğine dair güncel çalışmalar mevcut. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü ve FDA, bu tatlandırıcıların günlük tavsiye edilen dozlarda alınması gerektiğinin önemini vurguluyor. En güvenli yaklaşım, doğal ve dengeli bir beslenme planı içinde sınırlı miktarda tatlı tüketimidir” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/yogun-tatli-istegi-diyabetin-habercisi-olabilir/1547/</link>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 03:27:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kronik Ağrıya Dikkat:  Uzun Vadede Yüksek Tansiyon Riski Doğurabilir</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/kronik-agriya-dikkat-uzun-vadede-yuksek-tansiyon-riski-dogurabilir.jpg" width="250"><br><p><b>Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, kronik ağrıların uzun vadede hipertansiyon gelişimiyle ilişkili olabileceğini söyledi. Dr. Yaycı, “Yeni bilimsel veriler, kronik ağrının yüksek tansiyon için bağımsız bir risk faktörü olabileceğini gösteriyor” dedi.</b><o:p></o:p></p>

<p>Hipertansiyon dergisinde yayımlanan ve yaklaşık 207 bin yetişkin bireyin değerlendirildiği <b>“Kronik Ağrı, Hipertansiyonun Potansiyel Bir Nedeni (Chronic Pain Emerges as a Potential Driver of Hypertension)”</b> başlıklı çalışmada, kronik ağrı ile hipertansiyon gelişimi arasındaki ilişki uzun süreli takip verileriyle incelendi.<o:p></o:p></p>

<p>Çalışmada; yaş, cinsiyet, sigara ve alkol kullanımı, kolesterol ve kan şekeri düzeyleri ile bazı ilaç kullanımları gibi faktörler dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda, kronik ağrının bu değişkenlerden bağımsız olarak hipertansiyon riskini artırdığı gösterildi. Uzman Dr. Murat Yaycı, çalışmada elde edilen sonuçlara dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Ağrının süresi ve vücutta yaygınlığı arttıkça, hipertansiyon gelişme riskinin de anlamlı şekilde arttığı görülüyor.”<o:p></o:p></p>

<p><b>Şiddetli seyreden kronik ağrılarda risk daha yüksek </b><o:p></o:p></p>

<p>Çalışmanın sonuçlarına göre; kısa süreli ağrısı olan bireylerde, vücudun belirli bölgelerinde kronik ağrı yaşayanlarda, yaygın ve uzun süreli kronik ağrısı bulunanlarda hipertansiyon gelişme riski, bu sorunları yaşamayan bireylere kıyasla artış gösteriyor. Özellikle birden fazla vücut bölgesini etkileyen ve şiddetli seyreden kronik ağrılarda riskin daha yüksek olduğuna dikkat çekilen araştırmada, kronik ağrının vücutta etkilediği alan sayısı arttıkça hipertansiyon riskinin de arttığı, bu durumun doz–yanıt ilişkisine işaret ettiği belirtiliyor.<o:p></o:p></p>

<p><b>Depresyon önemli bir aracı faktör</b><o:p></o:p></p>

<p>Çalışmada ayrıca kronik ağrı ile hipertansiyon arasındaki ilişkinin bir bölümünün depresyon aracılığıyla ortaya çıktığı gösterildi. Analizler, bu ilişkinin yaklaşık %11,7’sinin depresyonla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Uzman Dr. Murat Yaycı bu bulguya ilişkin, “Kronik ağrı yaşayan bireylerde depresyonun sık görülmesi, ağrı ve hipertansiyon arasındaki ilişkinin anlaşılmasında önemli bir faktör olarak öne çıkıyor” ifadelerini kullandı.<o:p></o:p></p>

<p><b>Ağrı ve hipertansiyon arasında çift yönlü bir ilişki olabilir</b><o:p></o:p></p>

<p>Makalenin uzman yorumlarında, bazı kronik ağrı türlerinin sempatik sinir sistemini<br />
aktive ederek kan basıncını artırabileceği belirtiliyor. Öte yandan hipertansiyonun da<br />
uyku bozuklukları ve psikiyatrik durumlarla ilişkili olduğu, bu durumların kronik ağrı ile<br />
çift yönlü bir etkileşim içinde olabileceği ifade ediliyor. Bilimsel veriler, kronik ağrının yalnızca geçici bir yakınma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ve uzun vadede hipertansiyon gelişimiyle ilişkili olabileceğini gösteriyor.<o:p></o:p></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/kronik-agriya-dikkat-uzun-vadede-yuksek-tansiyon-riski-dogurabilir/1533/</link>
<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 23:53:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eskişehir’in Sağlık Vizyonu: 2025 Yılı Yatırım ve Hizmetlerle Taçlandı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/eskisehir-in-saglik-vizyonu-2025-yili-yatirim-ve-hizmetlerle-taclandi.jpg" width="250"><br><p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;"><strong>ESKİŞEHİR — Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, T.C. Sağlık Bakanlığı ile koordineli olarak yürüttüğü 2025 yılı faaliyetlerini özetleyen bir değerlendirme raporu yayınladı.</strong> "Sağlıklı Şehir" ve "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vurgusuyla paylaşılan veriler, kentin sağlık altyapısının 2025 yılında hem teknolojik hem de erişilebilirlik açısından önemli bir ivme kazandığını ortaya koydu.</p>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Mesai Dışı Polikliniklerle Erişim Kolaylığı</strong></h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">2025 yılının en dikkat çeken uygulamalarından biri olan <strong>"Mesai Dışı Poliklinik Hizmeti"</strong>, 2026 yılına girerken de Eskişehirli vatandaşlar için büyük bir kolaylık sağlamaya devam ediyor.</p>

<ul style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">
	<li>
	<p><strong>Şehir Hastanesi:</strong> Cerrahi Onkoloji'den Perinatoloji'ye kadar geniş bir yelpazede 17:00-20:00 saatleri arasında hizmet veriyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Yunus Emre Devlet Hastanesi:</strong> Dahiliye, Kardiyoloji ve Ortopedi gibi temel branşlarda akşam mesaisiyle yoğunluğu azaltıyor.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Ağız ve Diş Sağlığı:</strong> Hem ana binada hem de Tepebaşı polikliniğinde akşam saatlerinde diş tedavi imkânı sunuluyor.</p>
	</li>
</ul>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Sağlıkta Dijitalleşme ve Yapay Zekâ</strong></h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2025 yılı genel değerlendirmesinde de belirtildiği üzere, Türkiye genelinde dijitalleşme ve yapay zekâ tabanlı sistemler sağlık eğitimine ve yönetim süreçlerine de entegre edildi.</p>

<ul style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">
	<li>
	<p><strong>MEBBYS ve Veri Analizi:</strong> Kamu kaynaklarının verimli kullanımı ve yönetim süreçlerinde veri analizleri ön plana çıktı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Psikolojik Ölçme Araçları:</strong> Zihinsel becerileri belirlemeye yönelik yapay zekâ tabanlı "TUZÖ" gibi ölçekler, çocuk ve ergen ruh sağlığı alanındaki taramalarda yeni bir dönem başlattı.</p>
	</li>
</ul>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Kapsayıcı Sağlık ve Sosyal Destek</strong></h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">2025 yılı, özellikle dezavantajlı gruplar için sağlık ve sosyal hakların genişletildiği bir yıl oldu.</p>

<ul style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">
	<li>
	<p><strong>Şehit ve Gazi Yakınları:</strong> Özel eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinde ek hizmetlerden (yemek, pansiyon vb.) ücretsiz yararlanma imkânı sağlandı.</p>
	</li>
	<li>
	<p><strong>Engelli Koordinasyonu:</strong> Eskişehir İl Müftülüğü ile iş birliği içinde yürütülen "Cami Engelli Buluşmaları" gibi sosyal projelerle, engelli bireylerin toplumsal ve manevi hayata katılımı desteklendi.</p>
	</li>
</ul>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Vali Aksoy’dan 112 Vurgusu</strong></h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, 2025’in son saatlerinde yaptığı ziyarette, sağlık hizmetlerinin sahadaki en kritik halkası olan 112 Acil Çağrı Merkezi personelinin özverisine dikkat çekti. Aksoy, vatandaşların huzuru ve sağlığı için gece gündüz demeden çalışan sağlık personelinin, Eskişehir’in 2025 yılındaki sağlık başarısının mimarları olduğunu vurguladı.</p>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;"><iframe _mce_src="https://www.facebook.com/plugins/video.php?height=314&amp;href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Freel%2F1308001404416884%2F&amp;show_text=false&amp;width=560&amp;t=0" height="314" src="https://www.facebook.com/plugins/video.php?height=314&amp;href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Freel%2F1308001404416884%2F&amp;show_text=false&amp;width=560&amp;t=0" width="99%"></iframe></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/eskisehir-in-saglik-vizyonu-2025-yili-yatirim-ve-hizmetlerle-taclandi/1527/</link>
<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 23:45:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yetersiz beslenme sporcuların performansını düşürüyor!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/yetersiz-beslenme-sporcularin-performansini-dusuruyor.jpg" width="250"><br><p style="margin: 0cm 0cm 12pt;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:13.0pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Profesyonel sporcular için takviyeler kaçınılmaz!</span></strong></p>

<p style="margin: 0cm;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Yetersiz beslenmenin en iyi sporcuların bile potansiyellerini ortaya koymalarını engelleyebileceğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Sporcular sadece beslenerek vücut ihtiyaçlarını karşılayamayabilirler. Günde 1500 kaloriden az enerji alan ve yeterli beslenmeyen, vejetaryen ve besin alerjisi olan sporcuların bazı besin desteklerini/takviyeleri beslenmelerine eklemeleri gerekebilir.” dedi.</span></strong><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"> </span><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Piyasada birçok besin takviyesi olduğuna işaret eden Yiğit, “Spora yeni başlayan bireyler eğer yeterli ve dengeli besleniyor, vücudunun sıvı ihtiyacını karşılıyor ise ekstra bir takviye kullanmalarına gerek yoktur. Ancak profesyonel sporcular için bu durum geçerli değildir.” diye konuştu.</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p align="center" style="margin:0cm;text-align:center"><span style="font-size:
11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sporcularda beslenme ve takviye kullanımı konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:
11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Sporcular performans yükseltmek için takviyelere yöneliyor</span></strong><span style="font-size:
11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Sporcuların iyi performans göstermek için yüksek başarı arzusuna sahip olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle performanslarını en yüksek seviyeye ulaştırmak için müsabakalarda kendilerine yardımcı olabileceğine inandıkları takviyelere yönelirler.” dedi.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Vücudun egzersiz sırasında dinlenme anına göre daha fazla kalori harcayacağını ifade eden Yiğit, “Bu yüzden sporcuların enerji ve besin ögesi ihtiyaçları daha yüksektir. Sporcuların besin ögesi ihtiyaçları, yaş, cinsiyet, yağsız vücut ağırlığı, egzersiz şiddeti ve süresine göre farklılık göstermektedir.” diye konuştu. <o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Yetersiz beslenmenin </span><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">en iyi sporcuların bile potansiyellerini ortaya koymalarını engelleyebileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit, “Sporcular sadece beslenerek vücut ihtiyaçlarını karşılayamayabilirler. Günde 1500 kaloriden az enerji alan ve yeterli beslenmeyen, vejetaryen ve besin alerjisi olan sporcuların bazı besin desteklerini/takviyeleri beslenmelerine eklemeleri gerekebilir.” ifadesinde bulundu.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Protein tozları ve protein takviyeleri</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Protein takviyelerinin piyasada pek çok çeşidi bulunduğunu belirten Yiğit, şu uyarılarda bulundu:</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">“</span></strong><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Kazein, whey proteini ve BCAA gibi farklı türler mevcuttur. Son dönemlerde protein sütler ve protein barlar da sıklıkla tercih ediliyor. Bu noktada whey protein oranı yüksek ve ilave şeker içermeyen ürünler kullanılmalıdır. </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Günlük protein ihtiyacı dayanıklılık ve direnç sporcularında, kiloları başına 2 g proteine kadar çıkabilmektedir. Ancak profesyonel sporcu olmayan bireylerin kiloları başına 1 gram protein almaları yeterlidir, yani sadece beslenme ile gerekli protein ihtiyaçları karşılanacaktır. Eğer kilo kaybı hedefi var ise; vücuda ihtiyaçtan fazla alınan her proteinin yağa dönüştürüleceği unutulmamalıdır.”<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:
11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Sporcu içecekleri herkes için gerekmiyor</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Sporcu içecekleri konusuna da değinen Hülya Yiğit, “</span><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Özellikle bir saatten uzun süren futbol, tenis, bisiklet gibi yoğun egzersiz yapan sporcular için tercih edilebilir. Renkli görüntüleri ile oldukça ilgi çekseler de profesyonel sporcu değilseniz ve kalori kısıtlamanız var ise bu ürünleri kullanmanıza gerek yoktur. Çünkü çoğunun şeker oranı da yüksektir. Günlük düzenli egzersiz yapan bir bireyseniz mineral ve sıvı ihtiyacınızı su içerek ve kalsiyum ve magnezyum içeriği yüksek maden suları ile de karşılayabilirsiniz.  Eğer ödem şikayetiniz var ise; sodyumu düşük olan maden suları da tercih edilebilirsiniz.” dedi.</span><span style="font-size:
11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Vitamin–mineral takviyeleri</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Sporcularda vitamin ve mineral ihtiyaçlarının daha yüksek olduğunu belirten Yiğit, “Sporcularda </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">hücrelerin enerji metabolizmasını, hormonal dengesini, dayanıklılığını, kardiyovasküler sağlığını korumaları için </span><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">yeterli miktarda B grubu vitamin, kalsiyum, demir, potasyum, magnezyum almaları önemlidir. Birçok araştırma; E, C vitaminleri, beta karoten gibi antioksidan takviyesinin kas yorgunluğunu azaltabileceğini belirtmiştir. Ayrıca antrenmandan 90 dakika önce tüketilen kırmızı pancar suyunun; betain, nitrik oksit ve antioksidan içeriğinden zengin olması sebebiyle atletik performansı iyileştirdiğini gösteren çalışmalar da mevcuttur.” şeklinde konuştu.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Karnitin ve Omega-3 takviyeleri</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Karnitin ve Omega-3 takviyesi konusunda da bilgi veren Hülya Yiğit, “Karnitin; y</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">ağ asitlerinin enerji kaynağı olarak kullanılmasında gerekli, yağların parçalanmasında görevli aminoasit benzeri bir yapıdır. Vücutta doğal olarak üretilmektedir. Takviye almanın yağ oksidasyonunu arttırıcı etkisi olduğunu gösteren çalışmalar yetersizdir. Omega-3 takviyesinin de performansı iyileştirmede, antrenman sonrası toparlanmada, yaralanmayı önlemede olumlu etkileri vardır. Ayrıca vücutta iltihabın azaltılmasında rol oynar. Vejetaryen sporcuların mutlaka takviye alması gerekir” diye konuştu.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Takviye kullanımı profesyoneller için takip gerektirir</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Spor takviyeleri piyasasında kontrolsüz şekilde pek çok ürün bulunduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Piyasada daha adını sayamadığımız birçok besin takviyesi mevcuttur. Spora yeni başlayan bireyler eğer yeterli ve dengeli besleniyor, vücudunun sıvı ihtiyacını karşılıyor ise ekstra bir takviye kullanmalarına gerek yoktur. Ancak profesyonel sporcular için bu durum geçerli değildir. Bu takviyelerin kullanımı mutlaka multidisipliner bir ekip (doktor, diyetisyen, fizyoterapist vb.)  tarafından belirlenmeli ve takip edilmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/yetersiz-beslenme-sporcularin-performansini-dusuruyor/1471/</link>
<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 21:53:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bölge ASKOM Toplantısı Eskişehir’de Yapıldı: Acil Sağlık Hizmetleri Masaya Yatırıldı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/bolge-askom-toplantisi-eskisehir-de-yapildi-acil-saglik-hizmetleri-masaya-yatirildi.png" width="250"><br><p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">2025 yılının ikinci <strong>Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) Toplantısı</strong>, Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda <strong>Eskişehir Şehir Hastanesi’nde</strong> gerçekleştirildi.</p>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Eskişehir’in ev sahipliğindeki toplantıya; <strong>Kütahya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş</strong>, <strong>Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı</strong> ve <strong>Afyon Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Mehmet Duran</strong> ile birlikte ilgili birim başkanları katıldı.</p>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;">Toplantının Ana Gündem Maddeleri</h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Toplantının ana gündemini bölge illerinde yürütülen acil sağlık hizmetlerinin genel çerçevesi oluşturdu. Kapsamlı değerlendirmeler, hizmetlerin güçlendirilmesi ve koordinasyonun artırılması üzerine yoğunlaştı:</p>

<ul style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">
	<li>
	<p>Sunulan acil sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Hastaların doğru ve hızlı biçimde yönlendirilmesi,</p>
	</li>
	<li>
	<p>İl bazındaki koordinasyonun artırılması,</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ortak çalışma alanlarının geliştirilmesi.</p>
	</li>
</ul>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Katılımcılar, hem mevcut durumu masaya yatırdı hem de bölge genelinde acil sağlık hizmetlerinin daha <strong>bütüncül ve etkili</strong> bir şekilde yürütülmesi için atılacak yeni adımlar üzerinde görüş birliğine vardı.</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/bolge-askom-toplantisi-eskisehir-de-yapildi-acil-saglik-hizmetleri-masaya-yatirildi/1455/</link>
<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 05:05:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eskişehir’de "Organ ve Doku Bağışı Haftası" Farkındalık Yürüyüşü Düzenlendi</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/eskisehir-de-organ-ve-doku-bagisi-haftasi-farkindalik-yuruyusu-duzenlendi.jpg" width="250"><br><p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, <strong>3 – 9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası</strong> kapsamında farkındalık yaratmak amacıyla bir yürüyüş etkinliği gerçekleştirdi.</p>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Köprübaşı Ek Hizmet Binası önünde başlayan yürüyüşe, Sağlık Hizmetleri Başkanı <strong>Op. Dr. Ersin Işıldı</strong>, başkan yardımcıları, çok sayıda sağlık çalışanı ve çeşitli kurum temsilcileri katılım sağladı.</p>

<h3 style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Organ Bağışının Önemi Vurgulandı</strong></h3>

<p style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px;">Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, organ bağışının toplumsal önemine dikkat çekerek şu mesajı verdi:</p>

<blockquote style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; font-style: normal;">
<p>]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/eskisehir-de-organ-ve-doku-bagisi-haftasi-farkindalik-yuruyusu-duzenlendi/1423/</link>
<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 07:20:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sağlık için doğru ayakkabı seçiminde 7 püf nokta</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/saglik-icin-dogru-ayakkabi-seciminde-7-puf-nokta.jpg" width="250"><br><p style="margin: 0cm; line-height: 115%;"><strong fr-original-style="" style="text-align: justify;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Farkında olmadan yapılan hatalı ayakkabı tercihleri, günlük koşuşturma ile birleştiğinde uzun vadede ayak sağlığını olumsuz etkileyerek deformitelere ve hareket kısıtlılıklarına yol açabiliyor. Ayakkabının; materyali, topuk yüksekliği, ayağı kavrayışı ve parmak genişliği gibi unsurların yalnızca konforu değil, kas-iskelet sistemini de doğrudan etkilediğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde, yanlış ayakkabı seçimiyle geçirilen yıllar sonucunda; topuk dikeni, başparmak çıkıntısı, taban çökmesi, nasır, tendon ve eklem hasarları gibi rahatsızlıklar sıkça görülüyor” dedi.</span></strong></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayakkabı seçiminin estetik değil sağlık odaklı bir karar olması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Ayaklar, tüm vücudun yükünü taşıyan temel yapıdır. Yanlış ayakkabı seçimi yalnızca ayak ağrılarına değil; diz, kalça ve bel bölgesinde duruş bozukluklarına da yol açabilir. Ayağın doğal yapısını destekleyen ve anatomik dengeyi koruyan ayakkabılar hem günlük yaşam konforu hem de uzun vadeli ortopedik sağlık açısından büyük önem taşır” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, yanlış ayakkabı seçiminden kaynaklanan şekil bozukluklarını önlemek için dikkat edilmesi gereken 7 noktayı sıraladı:</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Topuk yüksekliği çok önemli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayağın doğal pozisyonunu koruyabilmesi için ne çok yüksek topuklu ne de tamamen düz tabanlı ayakkabılar tercih edilmeli. 3–4 santimetrelik topuk yüksekliği, vücut ağırlığının dengeli dağılması açısından en ideal seviye kabul edilir.</span><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ön kısmı esnek ve yumuşak olmalı</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayakkabının burun bölümü parmakları sıkıştırmamalı, esnek yapısıyla ayağın doğal hareketine izin vermeli. Bu özellik hem kan dolaşımını destekler hem de nasır ve şekil bozukluğu riskini azaltır.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Topuk kısmı sağlam olmalı</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayakkabının arka bölümü ayağı tam kavramalı ve yeterince sert materyalden üretilmiş olmalı. Bu yapı, topuğun sabitlenmesini sağlar, ayak bileğinin gereksiz hareket etmesini engeller ve burkulma riskini önemli ölçüde azaltır.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayak formuna uygun kalıp seçilmeli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayakkabı modeli, kişinin anatomik yapısına uyum sağlamalı, parmakların rahatça hareket edebileceği genişlikte olmalı. Dar kalıplı modeller uzun vadede kemik ve eklem yapısında kalıcı bozulmalara yol açabilir.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Nefes alabilen malzemeler tercih edilmeli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Deri veya kumaş gibi hava geçirgenliği yüksek materyaller ayağın terlemesini önler ve cilt sağlığını korur. Plastik veya sert sentetik malzemeler ise hava akışını engelleyerek ayakta mantar ve tahriş riskini artırır.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Her aktiviteye uygun ayakkabı seçilmeli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Uzun yürüyüşler, spor aktiviteleri veya iş ortamları gibi farklı koşullar için destekleyici ve fonksiyonel ayakkabılar kullanılmalı. Tek tip ayakkabıyla her ortamda bulunmak, ayak sağlığını olumsuz etkiler.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Ayak bileği iyi desteklenmeli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Bileği saran ve destekleyen ayakkabılar tercih edilmeli. İnce topuklu ya da babet tarzı düz ayakkabılardan bilek desteği sağlamadıkları için olabildiğince uzak durulmalı.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/saglik-icin-dogru-ayakkabi-seciminde-7-puf-nokta/1414/</link>
<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 04:47:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Diş eti çekilmesinin en büyük sebebi diş taşı!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/dis-eti-cekilmesinin-en-buyuk-sebebi-dis-tasi.jpg" width="250"><br><p><strong fr-original-="">Diş eti çekilmelerinin, çoğunlukla diş taşı birikimi nedeniyle ortaya çıktığını belirten uzmanlar, diş taşı temizliğinin diş etini eski haline döndürmediğini belirtiyor.</strong></p>

<p><strong fr-original-="">Diş taşı temizliği yapıldıktan ve diş etleri sağlığına kavuştuktan sonra tedavi planlamasının yapılabileceğini aktaran Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “En temel tedavi ağzın başka bir bölgesinden bir miktar diş eti alarak diş eti çekilmesi olan yere yama yapmaktır.” dedi.  Yama yapılan bölgenin iyileşmesi için hastaların yaklaşık 10 gün boyunca bölgeyi kullanmamaları gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Güler, PRF denilen biyomateryal ile parça alınan yara bölgesinin korunarak iyileşmenin desteklendiğini vurguladı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, diş eti çekilmelerinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong fr-original-="">Diş taşı temizliğinden sonra çekilen diş eti eski haline gelmez! </strong></p>

<p>Diş eti çekilmelerinin çeşitli nedenlerle karşımıza çıktığını dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Farklı nedenleri olsa da en temel sebebi diş taşı birikimidir.” dedi.</p>

<p>Diş taşlarının birikmesiyle diş etinin yavaş yavaş aşağı doğru çekildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Diş taşı temizliğinden sonra ise çekilen diş eti eski haline gelmez.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong fr-original-="">Tedavi, diş etleri sağlığına kavuştuktan sonra planlanır!</strong></p>

<p>Diş taşı temizliği yapıldıktan ve diş etleri sağlığına kavuştuktan sonra tedavi planlamasının yapılabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “En temel tedavi ağzın başka bir bölgesinden bir miktar diş eti alarak o diş eti çekilmesi olan yere yama yapmaktır. Bunun için genellikle damak bölgesinden bir parça kullanılır. Diş eti çekilmesinin boyutuna göre, yani ne kadar parça gerekli ise damak bölgesinden o kadar parça kesilir ve hazırlanan bölgeye çeşitli dikişlerle tutturulur.” şeklinde tedavi yöntemini açıkladı.</p>

<p><strong fr-original-="">Çekilmenin tamamı her zaman kapatılamayabilir!</strong></p>

<p>Müdahalenin ardından hastanın, tedavinin uygulandığı bölgeye mümkün olduğunca iyi bakması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bölge temiz tutulmalı ve çok kullanmaktan kaçınılmalı. 1 hafta ile 10 gün arasında yama yapılan doku alttaki dokulardan da beslenerek yerine yapışır ve iş eti çekilmesi tedavi edilmiş olur.” dedi.</p>

<p>Yüksek miktarda diş eti çekilmesinin olduğu durumlarda ise her zaman çekilmenin tamamının kapatılamayabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Güler, “Ancak önemli olan sıkı, yapışık ve dişin hareket etmesini önleyecek güzel bir dokunun oluşmasıdır. Bu da yapılan ‘serbest diş eti grefti’ denilen damaktan diş eti alınarak yama yapılan tedavilerle mümkün olur. İşlem sonrasında ise ağrı ve enfeksiyon oluşmaması için hastaya antibiyotik ve ağrı kesici reçete edilir.” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong fr-original-="">Dikişler alındıktan sonra hasta normal düzenine dönebiliyor!</strong></p>

<p>Damaktan alınan parçanın yerinde oluşan yara bölgesine de çeşitli uygulamalar yapıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Güler sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Damakta oluşan yara bölgesi için hastanın kanından elde edilen ve PRF denilen yara bandı benzeri bir biyomateryal oluşturulur ve parçanın alındığı yaralı bölgeye tutturulur. Yeme içme sırasında bu bölgedeki biyomateryal etkilenmez. Bu tedavi süresinde hastalardan beklenen yaklaşık 10 gün kadar yama yapılan bölgeyi kullanmamalarıdır. Bu sürenin sonunda dikişler alınır ve hasta normal yeme içme düzenine dönebilir.”</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/dis-eti-cekilmesinin-en-buyuk-sebebi-dis-tasi/1408/</link>
<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 13:47:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Chia tohumu tüketirken en sık yapılan 5 hata </title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/chia-tohumu-tuketirken-en-sik-yapilan-5-hata.jpg" width="250"><br><p><strong>Son yıllarda chia tohumu, sağlıklı beslenme ve fit yaşam trendlerinin vazgeçilmezlerinden biri haline geldi. Kendisi küçük faydası büyük olan bu besinin, kalp-damar sağlığından sindirim sisteminin düzenli çalışmasına kadar vücudun genel işleyişine katkı sağladığını dile getiren </strong><strong fr-original-="">Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “C</strong><strong fr-original-="">hia tohumu; yüksek lif oranı, bitkisel protein içeriği ve omega-3 yağ asitleriyle bağışıklığı destekliyor, uzun süre tokluk hissi sağlıyor ve kalp sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Kahvaltılardan tatlılara kadar pek çok tarifte kendine yer bulması da onu mutfaklarda daha popüler bir hale getiriyor. Ancak her alışkanlıkta olduğu gibi, chia tohumunun da bilinçsizce tüketilmesi bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor” dedi.</strong></p>

<p>“Doğal olan zararsızdır” düşüncesi, ne yazık ki toplumda birçok kişi tarafından doğru kabul edilen büyük bir yanılgı. Chia tüketiminde de alınan miktar, su dengesi ve kişisel sağlık durumu gibi unsurların göz ardı edilmemesi gerektiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Diyetisyenlerin de sıklıkla altını çizdiği gibi, chia’yı beslenme planına dahil ederken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var. Örneğin günde 1–2 yemek kaşığı kadar, mutlaka bol sıvı ile birlikte ve miktarını yavaş yavaş artırarak tüketmek önemli. Çünkü chia tohumu yüksek lif içerdiğinden suyla temas ettiğinde şişer bu nedenle boğazda tıkanma ve sindirim sorunlarını önlemek için yeterli sıvı alımıyla birlikte, ölçülü ve kademeli şekilde tüketilmesi gerekir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, chia tohumu tüketilirken dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı:</p>

<p><strong fr-original-="">Kuru bir şekilde tüketmeyin</strong></p>

<p>Chia tohumları sıvı emerek şişer. Bu nedenle kuru şekilde tüketmek, yemek borusunda takılma ya da sindirim problemlerine yol açabilir. Tüketmeden önce bir süre sıvı içinde bekletmek veya yoğurt, süt ya da smoothie gibi sıvı besinlerle karıştırarak almak hem sindirimi kolaylaştırır hem de tohumların besin değerinden daha iyi yararlanmanızı sağlar.</p>

<p><strong fr-original-="">Fazlası faydadan çok zarar</strong></p>

<p>Chia’nın aşırı tüketimi kabızlık, şişkinlik ve sindirim sorunlarına yol açabilir. Özellikle kabızlık eğiliminiz varsa, chia tohumunu mutlaka yeterli sıvı ile birlikte tüketmeli ve miktarını yavaş yavaş artırarak önce vücudunuzu alıştırmalısınız. Ayrıca chia, kalorisi yüksek bir besin olduğu için gereğinden fazla tüketmek fark etmeden kilo alımına neden olabilir. Unutmayın, chia’dan fayda görmek için dengeli ve bilinçli tüketim şart. </p>

<p><strong fr-original-="">Su dengesini ihmal etmeyin</strong></p>

<p>Chia tohumu fazla tüketildiğinde, içeriğindeki yüksek lif nedeniyle vücudun su ihtiyacı artar. Eğer yeterli sıvı alınmazsa, bu durum dehidrasyona ve mineral dengesizliklerine yol açabilir. Bu nedenle chia tohumunu tüketirken bol su içmeye özen göstermek, vücudun sıvı dengesini korumak açısından oldukça önemli.</p>

<p><strong fr-original-="">Vücudunuzu alıştırarak tüketmeye başlayın</strong></p>

<p>Lif tüketimi düşük olan kişiler, chia tohumuna birden fazla kaşıkla başladıklarında vücut bu lif artışına hemen uyum sağlayamayabilir ve gaz, karın ağrısı ile şişkinlik yaşayabilir. Bu nedenle chia tohumunu küçük miktarlarda başlayarak ve zamanla artırarak tüketmek, sindirim sisteminin uyum sağlaması açısından en doğru ve sağlıklı yaklaşımdır.</p>

<p><strong fr-original-="">İlaç kullanıyorsanız dikkatli olun</strong></p>

<p>Kan sulandırıcı veya tansiyon ilacı kullananlar ya da kronik hastalığı olan kişiler, chia tohumunu yüksek miktarda tüketmeden önce mutlaka doktorlarına danışmalı. Çünkü chia tohumu kan basıncını ve pıhtılaşmayı etkileyebilir bu etkileşim de ilaçlarla bir araya gelince istenmeyen sonuçlara yol açabilir. </p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/chia-tohumu-tuketirken-en-sik-yapilan-5-hata/1400/</link>
<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 05:56:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sonbaharla Birlikte Solunum Yolu Enfeksiyonlarına Dikkat!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/sonbaharla-birlikte-solunum-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat.jpg" width="250"><br><p><strong>Okulların açılması, havaların soğuması ve yağışların başlamasıyla birlikte kapalı ortamlarda geçirilen süre artıyor. Bu da özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görülmesine yol açıyor. Bayındır İçerenköy Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Onur Ergün, viral ve bakteriyel enfeksiyonları ayırt etmenin önemine dikkat çekerek, hangi durumlarda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini anlattı.</strong></p>

<p><strong>Virüs mü, bakteri mi?</strong></p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının yaklaşık %90’ının <strong>virüs kaynaklı</strong> olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Onur Ergün</strong>, bu durumda tedavinin semptomları hafifletmeye yönelik olduğunu vurguladı. <em>“Viral enfeksiyonlar erken tedaviye başlansa da kendi sürecini takip eder ve genellikle bir haftada iyileşir”</em> diyen <strong>Ergün</strong>, bakteriyel enfeksiyonlarda ise durumun farklı olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>En sık rastlanan bakteriyel enfeksiyonun <strong>A grubu Beta hemolitik streptokok</strong> (kısaca “beta”) olduğunu belirten <strong>Ergün</strong> şöyle konuştu:</p>

<p><em>“Beta mikrobunun ürettiği bazı proteinler, vücuttaki eklem kıkırdağı, kalp kapakçığı ve yumuşak dokularla benzerlik gösterdiği için bağışıklık sistemi bu yapılara da saldırabiliyor. Bu tabloya ‘akut romatizmal ateş’ deniyor. Antibiyotik tedavisinin asıl amacı bu ciddi komplikasyonu önlemektir.”</em></p>

<p><strong>Antibiyotik ne zaman gerekir?</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Onur Ergün</strong>, antibiyotik tedavisinin yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda gerekli olduğunu belirterek şu uyarılarda bulundu:</p>

<p><em>“Eğer 38 derecenin üzerinde inatçı ateş, boyunda ağrılı şişlikler, bademciklerde beyaz noktalanmalar varsa ve öksürük-burun akıntısı gibi belirtiler yoksa bakteriyel enfeksiyon olasılığı artar. Ancak bu bulgulara rağmen vakaların yaklaşık %50’si viral olabildiğinden, antibiyotik kararı mutlaka <strong>hızlı tanı testi veya boğaz kültürü</strong> sonucuna göre verilmelidir.”</em></p>

<p>Ergün, antibiyotik tedavisinin, hastalığın ilk 10 gününde başlanmasının <strong>akut romatizmal ateşten korunmada yeterli</strong> olduğunu da ekledi.</p>

<p><strong>Bademcik ameliyatı ne zaman gerekir?</strong></p>

<p>Yılda yedi veya daha fazla, son iki yılda her yıl beşten fazla ya da son üç yılda her yıl üçten fazla <strong>bakteriyel bademcik iltihabı</strong> geçirenlerde, ayrıca ateşli havale öyküsü veya antibiyotik alerjisi bulunanlarda bademcik ameliyatının gündeme gelebileceğini belirten Ergün, <em>“Burada önemli olan bakteriyel bademcik iltihaplarını viral enfeksiyonlardan ayırmak”</em> dedi.</p>

<p><strong>Soğuk algınlığından korunmanın yolları</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Ergün</strong>, soğuk algınlığının tamamen önlenemeyeceğini ancak bazı önlemlerle riskin azaltılabileceğini söyledi:</p>

<ul>
	<li>Ellerin sık yıkanması, yüze ve buruna dokunmaktan kaçınmak</li>
	<li>Enfekte kişilerle temastan uzak durmak, gerekirse maske kullanmak</li>
	<li>Kapalı ortamları havalandırmak</li>
	<li>Bağışıklığı güçlü tutmak için dengeli beslenmek, yeterli uyku ve egzersiz yapmak</li>
	<li>D vitamini desteği almak</li>
	<li>Grip aşısı olmak</li>
	<li>Sigara içmemek</li>
</ul>

<p><strong>Ne zaman doktora başvurmalı?</strong></p>

<p>Soğuk algınlığı belirtilerinin 8-10 gün geçmesine rağmen burun tıkanıklığının devam etmesi, renkli burun/geniz akıntısı, geçmeyen öksürük veya balgam, işitme azlığı ve kulak ağrısı gibi durumlarda mutlaka bir KBB uzmanına başvurulması gerektiğini belirten <strong>Doç. Dr. Ergün</strong>, “<em>Bu belirtiler <strong>bakteriyel sinüzit veya orta kulak iltihabı</strong> geliştiğini gösterebilir” </em>dedi.</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/sonbaharla-birlikte-solunum-yolu-enfeksiyonlarina-dikkat/1395/</link>
<pubDate>Sun, 26 Oct 2025 02:51:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eskişehir’de Yenidoğan Canlandırma Programı  Eğitimi Tamamlandı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/eskisehir-de-yenidogan-canlandirma-programi-egitimi-tamamlandi.png" width="250"><br><p style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; color: rgb(0, 0, 0); font-family: roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">29 Eylül’de başlayıp 1 Ekim’de sona eren</strong> <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Yenidoğan Canlandırma Programı (NRP) Eğitimi</strong>, hekimler ve sağlık çalışanlarının katılımıyla başarıyla tamamlandı.</p>

<p style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; color: rgb(0, 0, 0); font-family: roboto, sans-serif; font-size: 14px;">NRP, 1998 yılından bu yana ülke genelinde uygulanan ve doğum sırasında meydana gelen <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">asfiksiye bağlı bebek ölümlerini ve kalıcı hasarları</strong> önlemeyi hedefleyen kritik bir programdır.</p>

<h3 style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; font-size: 22px; font-family: roboto, sans-serif; color: rgb(0, 0, 0);"><strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Eğitimin Amacı ve İçeriği</strong></h3>

<p style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; color: rgb(0, 0, 0); font-family: roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Üç gün süren eğitimle sağlık çalışanlarına, doğum odasında <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">hızlı ve etkin müdahalelerde</strong> bulunabilmeleri için yenidoğan resüsitasyonu (canlandırma) konusunda gerekli <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">bilgi ve beceriler</strong> kazandırıldı. Bu eğitim, yenidoğan sağlığına yönelik atılan önemli bir adım olarak öne çıktı.</p>

<h3 style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; font-size: 22px; font-family: roboto, sans-serif; color: rgb(0, 0, 0);"><strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Kapanış ve Sertifika Töreni</strong></h3>

<p style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; color: rgb(0, 0, 0); font-family: roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Program, kurs sorumlusu <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Uzm. Dr. Selda Hekim Yıldırım’ın</strong> kapanış sunumu ile başladı. Ardından, İl Sağlık Müdürü <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Doç. Dr. Yaşar Bildirici</strong> bir sunum yaparak programın ve yenidoğan sağlığının önemine değindi.</p>

<p style="outline: 0px; margin: 0px 0px 10px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box; color: rgb(0, 0, 0); font-family: roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Eğitimi başarıyla tamamlayan katılımcılara sertifikaları törenle takdim edildi. Kapanış törenine ayrıca Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Dr. Babur Mimtaş</strong> ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı <strong style="outline: 0px; margin: 0px; padding: 0px; vertical-align: bottom; box-sizing: border-box;">Uzm. Dr. Şebnem Eker Güvenç</strong> de katılım gösterdi.</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/eskisehir-de-yenidogan-canlandirma-programi-egitimi-tamamlandi/1315/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 12:17:54 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Acil Oryantasyon Sempozyumu Başladı: Eğitimlerin Birinci Günü Gerçekleşti</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/acil-oryantasyon-sempozyumu-basladi-egitimlerin-birinci-gunu-gerceklesti.png" width="250"><br><p><span style="color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Eskişehir Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda, hastane ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) yeni atanan ve acil sağlık hizmetlerinde görevlendirilecek hekimlere yönelik Acil Oryantasyon Sempozyumunun birinci günü başarıyla gerçekleştirildi.</span><br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<span style="color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Üç gün sürecek sempozyumun açılış konuşmasını İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici yaptı. Birinci oturumu Resüsitasyon başlığıyla Uzm. Dr. Gizem Coşkun Yüksel tarafından yetişkin ileri kardiyovasküler yaşam desteği ile bradikardi ve taşikardi yönetimi konularını aktarırken, pediatrik ileri yaşam desteği konusunda da kapsamlı bilgiler paylaşırken Uzm. Dr. Gülşah Uçan ise şok, anafilaksi ve zehirlenmelerde acil yaklaşım konularında katılımcılara vaka örnekleri üzerinden eğitim verdi. Oturumun moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız ve Dr. Öğr. Üyesi Fatih Alper Ayyıldız üstlendi. </span><br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<span style="color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Programın ikinci oturumu Travma başlığıyla Doç. Dr. Filiz B. Kaya erişkin travma hastasına yaklaşımı, Uzm. Dr. Mustafa Argıncıkıgil havayolu yönetimi ve entübasyon tekniklerini, Uzm. Dr. Selim İnan ise pediatrik ve gebe travma hastasına yaklaşımı detaylı şekilde katılımcılara aktardı. Oturumun moderatörlüğünü Doç. Dr. Ebubekir Arslan ve Dr. Öğr. Üyesi Göknur Yıldız üstlendi.</span><br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<br style="box-sizing: border-box; margin: 0px; padding: 0px; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;" />
<span style="color: rgb(68, 68, 68); font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 14px;">Sempozyumda ele alınan eğitim konuları, acil sağlık hizmetlerinde görev alacak hekimlerin mesleki bilgi ve becerilerini güçlendirilmesi hedeflendi. Ayrıca katılımcılar, güncel protokoller, vaka yönetimi ve acil müdahale teknikleri ile sahadaki uygulamalarını geliştirme fırsatı buldu. Bu program, acil sağlık hizmetlerinin kalitesinin yükselmesine ve hekimlerin müdahalelerde etkinliğinin artmasına katkı sağlaması amaçlandı.</span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/acil-oryantasyon-sempozyumu-basladi-egitimlerin-birinci-gunu-gerceklesti/1312/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:06:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Her 20’lik diş çekilmek zorunda değil</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/her-20-lik-dis-cekilmek-zorunda-degil.jpg" width="250"><br><p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Halk arasında “akıl dişi” olarak bilinen 20 yaş dişleri, genellikle 17–25 yaş aralığında çıkarak genç yetişkinlik döneminde ağız ve diş sağlığını en çok etkileyen sorunlardan biri. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “20 yaş dişleriyle ilgili en yaygın yanılgılardan birine dikkat çekerek, “Toplumdaki yaygın inanış, bu dişlerin mutlaka çekilmesi gerektiği yönünde. Oysa her 20 yaş dişinin çekilmesi şart değil. Çekim kararı, dişin ağız içindeki konumuna, komşu dişlerle ilişkisine ve hastanın genel ağız sağlığına göre verilmeli” dedi.</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Çene yapısında yeterli yer olmadığı için tam olarak çıkamayan 20’lik dişler, çoğu zaman gömük ya da yarı gömük şekilde kalabiliyor. Bu durumun da bireylerde ağrı, çürük veya enfeksiyon gibi sağlık problemlerine yol açabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yarı gömük diş öndeki dişe baskı yaparak yiyecek artığı birikimine sebep olabilir bunun sonucunda da diş çürüğü ve diş eti enfeksiyonu oluşabilir. Tam gömük dişlerin ise genellikle herhangi bir belirti vermediğini söylemek mümkün. Eğer gömük diş ağrıya veya komşu dişlerde probleme yol açmıyorsa çekilmeyebilir. Ayrıca tamamen çıkmış ve doğru konumlanmış 20 yaş dişleri de düzenli bakım yapıldığında ağızda sağlıklı bir şekilde kalabilir” ifadelerini kullandı.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik diş çekiminde fark yaratan eşik 35 yaş</span></strong><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Çekim sonrasına da değinen Tekkeli, “Hastalar çoğu zaman diş çekiminin ardından sadece dinlenmenin yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa bu süreçte ağız hijyenine dikkat etmek, doktorun verdiği ilaçları düzenli kullanmak ve özellikle ilk gün buz kompresi uygulamak iyileşmeyi hızlandırır, enfeksiyon riskini azaltır. Ayrıca bu dişlerin çekimi için en uygun dönem; vücut direnci yüksek, iyileşme kapasitesi daha fazla olduğu için 35 yaşına kadar olan süreçtir.  Gerekli durumlarda tabii ki 35 yaşından sonra da çekim yapılabilir yalnızca iyileşme süresi biraz daha uzun olur” ifadelerini kullandı.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, 20 yaş dişleriyle ilgili toplumda yaygın olan doğru bilinen yanlışları sıraladı:</span><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> <o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik dişler mutlaka çekilmeli</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Her 20’lik dişin çekilmesi gerekmez; karar dişin konumu ve ağız sağlığına göre verilir.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik diş çıkarken çok ağrı yapar</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Tam gömük dişler çoğu zaman belirti vermez; ağrı daha çok yarı gömük dişlerde görülür.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik dişler her zaman eğri çıkar</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Çene yapısı uygunsa dişler tamamen düzgün de sürebilir.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik diş çekimi çok tehlikelidir</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Diş çekimi, deneyimli hekimler tarafından yapıldığında güvenli bir işlemdir. Ek olarak 35 yaş öncesi iyileşme süreci daha hızlıdır.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik dişler hep çürür</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Yarı gömük dişlerde yiyecek birikimi çürük riskini artırır ancak tam çıkan dişler düzenli bakımla sağlıklı kalabilir.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik dişler diğer dişleri bozar</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Çarpıklığın asıl sebebi genetik ve çene yapısıdır, 20’lik dişler bu durumdan tek başına sorumlu değildir.</span><span style="font-size:11.5pt;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Gömülü kalan her 20’lik diş sorun çıkarır</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Bazı gömülü dişler hiçbir problem yaratmaz, yalnızca riskli durumlarda çekim gerekir.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">20’lik diş çekiminden sonra yüz şişer</span></strong><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Her çekim sonrası yüzde şişlik olacak diye bir kural yoktur. Buz presi, hijyene özen gösterme ve ilaç kullanımı iyileşmeyi hızlandırır.</span><span style="font-size:11.5pt;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:8.0pt;margin-left:0cm;
line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> <o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/her-20-lik-dis-cekilmek-zorunda-degil/1308/</link>
<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 07:52:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kan Yağları Neden Yükselir? Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/kan-yaglari-neden-yukselir-nelere-dikkat-etmeliyiz.jpg" width="250"><br><p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Şener konu hakkında bilgiler verdi.</strong></p>

<p>Kanın içerisinde bulunan çeşitli yağları ifade etmektedir. Bu yağ tipleri  trigliserid, kolesterol ve LDL  (kötü) kolesteroldür. Bunların dışında yararlı kolesterol olarak değerlendirilen HDL-kolesterol de bulunur. Bu bozukluklar başta kalp damar hastalıkları olmak birçok hastalıkların ortaya çıkmasında ve ilerlemesinde rol oynar.</p>

<p><strong>Kolesterol Nedir?</strong></p>

<p>Yağ benzeri doğal bir madde olan kolesterol vücutta karaciğerde yapılır. Dışarıdan tükettiğimiz hayvansal besinlerle alınır. Bitkisel yiyeceklerde bulunmaz. LDL kolesterol=kötü kolesterol karaciğerde oluşan kolesterolü taşır. Bu kolesterol damarlarda birikir ve daralmasına neden olur. Özellikle kalbe giden damarlar kalınlaştığında kan akımı yavaşlar. Kalbe yeterince oksijen taşınamaması sonucunda kalp krizi oluşur. HDL kolesterol=iyi kolesterol ise kolesterolün damarlarda birikmesini önler. Kalp hastalıklarına karşı korur. Trigliseritler de kanda bulunan diğer bir yağ türüdür. Yükselmesi kalp hastalığı riskini artırır ve çeşitli hastalıklarda da yükselir (yağlı beslenme, şeker hastalığı gib vb. gibi).</p>

<p><strong>Kolesterol nasıl düşer?</strong></p>

<p>Kandaki yüksek yağların düşürülmesinde, tedavi edilmesinde diyet-yaşam tarzı değişiklikleri ile istenen seviyeye indirilmezse ilaç tedavisine geçilir. Bu konuda toplam kolesterolü, LDL-kolesterolü, trigliseridi düşüren, HDL-kolesterolü yükselten çeşitli ilaçlar kullanılır. Bunlardan en çok kullanılanları statinlerdir. Bu ilaçlarla koroner arter hastalığı Diabetes Mellitus, diğer damar bozuklukları, hipertansiyonu olanlarda ve riskli durumları olan kişilerde LDL-kolesterolü 70 mg/dl’nin altına düşürmek gerekir.</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/kan-yaglari-neden-yukselir-nelere-dikkat-etmeliyiz/1278/</link>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 08:19:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Soğuk algınlığı ve grip artıyor! </title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor.jpg" width="250"><br><p style="margin: 0cm 0cm 8pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Mevsim geçişlerinde sıcaklık, nem ve güneş ışığındaki dalgalanmaların bağışıklığı zayıflattığını belirten uzmanlar, bu durumun bazı hastalıklara zemin hazırladığını söylüyor.</span></strong></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, cilt rahatsızlıkları ve depresif ruh hâllerinin bu dönemlerde arttığını aktaran Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, <span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">“36–37 dereceye ayarlanmış olan vücut ısımız bu dönemde değişen hava şartlarıyla dengesini sağlayamayabilir. Eğer bu sırada enfeksiyonlara maruz kalır ve koruyucu tedbirleri almazsak, ağır seyirli hastalıklar yaşayabiliriz.” dedi. </span>Risk grubundaki kişiler için grip ve zatürre aşılarının önemine dikkat çeken Dr. Mamçu, el hijyeni, maske kullanımı, dengeli beslenme, düzenli uyku ve spor gibi alışkanlıkların hastalıklardan korunmada kritik rol oynadığını vurguladı.</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsim geçişleri hastalıklara zemin hazırlıyor!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsim geçişlerinde hava sıcaklıklarının değiştiğini hatırlatan</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black"> Dr. Dilek Leyla Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Sıcaklıkla birlikte nem oranı değişiyor. Havadaki nem miktarı ve güneş ışınlarının açısı farklılaşıyor. Yani vücudumuzun dünyaya geldiği şartlar ve bu şartların etkileri değişiyor.” dedi.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Hormonal bazı değişikliklerin de yaşandığını ifade eden </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Dr. Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bunlara bağlı olarak yediğimiz besin ögeleri de farklılaşıyor. Yazın yediklerimizle kışın yediklerimiz aynı değil. En önemlisi çevresel faktörler değişiyor; bazı alerjenler havaya karışıyor ya da bazıları ortadan kayboluyor. Tüm bunlar bağışıklık sistemimizde değişikliklere sebep oluyor.” şeklinde konuştu.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Isı değişimi bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor! </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Hem hormonal sistemde hem de bağışıklıkla ilgili işleyişte değişimler meydana geldiğini aktaran </span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Dilek Leyla Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Güneş enerjisinin azalmasıyla ışığın azalması, melatonin ve serotonin düzeylerini etkiliyor ve bu da D vitamini seviyelerinin düşmesine yol açıyor.” dedi.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Klinik çalışmaların bazı mevsimlerde bazı hastalıkların daha fazla ortaya çıktığını gösterdiğini aktaran </span><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">36–37 dereceye ayarlanmış olan vücut ısımız bu dönemde değişen hava şartlarıyla dengesini sağlayamayabilir ve bu durum bağışıklık sistemimizin zayıflamasıyla bizi hasta edebilir. Bağışıklık sistemi, vücudumuzu yabancı ve zararlı mikroorganizmalara, toksinlere, virüslere, parazitlere karşı korur ve sağlıklı kalmamızı sağlar. Mevsim geçişlerinde özellikle ısı farkları bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur. Eğer bu sırada enfeksiyonlara maruz kalır ve koruyucu tedbirleri almazsak, ağır seyirli hastalıklar yaşayabiliriz.” uyarısında bulundu.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsim geçişlerinde en çok bu hastalıklar görülüyor!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsim geçişlerinde özellikle bazı hastalıkların öne çıktığına dikkat çeken </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Dilek Leyla Mamçu, bu hastalıkları şöyle sıraladı:</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">“Soğuk havalarla birlikte insanlar daha çok kapalı ortamlarda bulunur. Açık havada geçirilen zaman azalır. Okullar ve kreşler açılır, çocuklar bir araya gelir. Alışveriş merkezleri gibi kapalı alanlarda geçirilen süre artar. Bu da solunum yoluyla geçen mikroorganizmaların bulaşmasını hızlandırır. Üst solunum yolu hastalıklarından en çok nezle veya soğuk algınlığı (rinovirüs kaynaklı) görülür. Ayrıca farenjit ve sinüzit de sık karşılaşılan rahatsızlıklardır. Alt solunum yolu hastalıkları da önemlidir. Özellikle KOAH gibi kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlar, bronşit, bronşektazi, astım gibi rahatsızlıkları bulunanlar veya sigara içenlerde alt solunum yolu enfeksiyonlarında akut alevlenmeler görülebilir. Dışarıdan gelen herhangi bir virüs ya da bakteri, zemininde hastalık olan akciğerde kolaylıkla enfeksiyon yaratabilir.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Havadaki nem azalır, ısı değişir. Vücudumuzun en büyük organı olan deride kuruma, çatlama, pullanma ve dökülmeler olabilir. Bu da kaşıma veya temasla enfeksiyonlara yol açabilir ya da mevcut cilt hastalıkları artabilir.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsimsel geçişte çoğumuzda bıkkınlık, çökkünlük, yaz günlerinin bitmesini istememe, karamsarlık gibi depresyon benzeri belirtiler olabilir. Bunların sebebi, vücudumuzda değişen hormonlar ve biyokimyasal dengelerdir.”</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Riskli gruplar için aşılar önemli!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Yapılan çalışmaların, mevsim geçişi hastalıklarının genellikle bir hafta-on gün sürebildiğini, bazen bir aya kadar uzayabildiğini gösterdiğini kaydeden </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Dilek Leyla Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bu hastalıklar özellikle ‘kırılgan yaş’ dediğimiz 65 yaş üstü ve 2 yaş altındaki bireylerde, ayrıca kronik böbrek, akciğer veya kalp hastalığı olanlarda, hipertansiyonu veya diyabeti bulunanlarda, kanser ilacı kullananlar gibi bağışıklığı baskılanmış kişilerde daha sık görülür.” dedi.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bu riskli gruplar için aşıların büyük önem taşıdığını vurgulayan </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Mamçu, “Ö<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">zellikle grip ve zatürre aşıları bu dönemde önerilir. Grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekir. Dünya Sağlık Örgütü, ülkede en sık görülen alt tiplere uygun olarak her yıl içeriğini günceller. Türkiye’de eylül-ekim aylarından başlayarak şubat-mart aylarına kadar grip vakaları görülebilir. Özellikle yaşlılar, gebeler, 2 yaş altı çocuklar, kronik hastalığı olanlar, sağlık çalışanları ve grip hastalığını ağır geçirmek istemeyen herkes aşı yaptırmalıdır. ‘Streptococcus pneumoniae’ adlı bakterinin neden olduğu zatürre, bazı kişilerde çok ağır seyredebilir ve ölümcül olabilir. İki çeşit aşı vardır. Birincisi ‘polisakkarit’ aşısıdır ve her yıl tekrarlanması gerekir. Diğeri daha uzun süre koruma sağlayan ve beş yılda bir tekrarlanan aşıdır. Hekimle görüşerek bu aşıyı yaptırmakta yarar vardır.” açıklamasını yaptı.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Korunmanın ilk adımı hijyen kurallarına uymak…</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Mevsim geçişlerini hastalanmadan atlatmak için önerilerin, diğer bulaşıcı hastalıklara karşı alınan önlemlerle aynı olduğunu ifade eden </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dr. Dilek Leyla Mamçu, “<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bulaşıcı hastalık belirtileri olan kişinin kendini izole etmesi hastalık zincirini kırar.” dedi.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Covid pandemisinden hatırladığımız maske, mesafe ve hijyen önlemlerinin tüm bulaşıcı hastalıklar için geçerli olduğunun altını çizen </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">“<span style="background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Hastaysak evden çıkmamalı, okula veya iş yerine gitmemeli, mecbur kalmadıkça toplu taşıma kullanmamalıyız. Kullanmak zorundaysak maske takmalıyız. Alışveriş merkezleri gibi kalabalık kapalı alanlara girmekten kaçınmalı, evde kırılgan yaş grubundakiler varsa onlarla teması azaltmalıyız. El yıkamak çok önemli. Dokunduğumuz her şey enfekte olabilir, ellerimizi ağzımıza götürerek mikroorganizmaları vücudumuza alabiliriz. Bu nedenle el yıkamaya özen gösterilmeliyiz.</span></span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 8pt; text-align: justify; line-height: 115%; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><span style="font-size: 11.5pt; line-height: 115%; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bunların yanı sıra bol su tüketmek, düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yeterince taze sebze ve meyve yemek, günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak, sigara ve alkolden uzak durmak, açık havada egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak ve mevsime uygun giyinerek vücut ısısını sabit tutmak önemlidir.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p><span style="font-size: 11.5pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: black; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;">Bazı kişiler takviye veya ilaç kullanmak isteyebilir. Bu, özellikle altta yatan hastalığı olanlar için faydalı olabilir ancak mutlaka doktor veya diyetisyen önerisiyle, bilimsel kanıta dayalı şekilde yapılmalı. Bağışıklık için D vitamini çok önemlidir; düzeyinizi ölçtürerek veya günlük takviye alarak D vitamini desteği sağlanabilir. Gerektiğinde A ve E vitaminleri ile özellikle enfeksiyon dönemlerinde C vitamini (günde 1–2 g) de alınabilir. Selenyum, magnezyum ve çinko gibi antioksidanlar da destek olabilir.”</span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor/1270/</link>
<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 18:03:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor! Ne yapmalı?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-ne-yapmali.jpg" width="250"><br><p style="margin: 0cm 0cm 12pt; line-height: 115%;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Ruhsal sağlık ve kalp sağlığı birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirten uzmanlar, </span></strong><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">fiziksel faktörlerin yanında ruh sağlığının da kalbi etkilediğini söylüyor.</span></strong></p>

<p style="margin: 0cm 0cm 12pt; line-height: 115%;"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Depresyon ve kronik stresin, kalp-damar hastalıklarının riskini artırırken, kalp sorunlarının da ruhsal sağlığı olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “</span></strong><strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Ruhsal iyilik hâli hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağlar.” dedi. </span></strong><strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin, kalp ritmi, tansiyon ve damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını kaydeden Aytop, kalp ve zihin sağlığının, bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#222222">Ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki var! </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde en yaygın ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"> Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 verilerine göre ise, ülkemizde gerçekleşen ölümler arasında yüzde 36 oranı ile kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor.” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Kalp-damar hastalıklarına yol açan pek çok farklı etken bulunduğunu ve bu etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini aktaran Aytop, “Fiziksel risk faktörlerine ek olarak, ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin de önemli olduğu bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Depresyon, anksiyete ve kronik stres gibi psikolojik sorunlar, kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırabilir ve mevcut hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sosyal izolasyon, yetersiz sosyal destek ve yalnızlık gibi etkenler de hem kalp sağlığını hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları fiziksel sınırlılıklar, sosyal ve iş yaşamında değişiklikler, maddi sıkıntılar ve belirsizlikler gibi etkenler aracılığıyla depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Depresyon, kalp-damar hastalıkları riskini hem doğrudan hem de yaşam tarzı üzerinden artırıyor! </span></strong><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Ruhsal iyilik hâlinin hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağladığının bilindiğini ifade eden </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Kalp sağlığının yerinde olması da ruhsal iyiliği destekler. Bu nedenle, kalp sağlığını değerlendirirken bireyin ruhsal durumunu da dikkate almak, hastalığın önlenmesi ve tedavisinde daha etkili bir yaklaşım sağlar.” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Depresyon yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıklarının daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Aytop, şunları söyledi:</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">“Depresyon, duygu, düşünce ve davranışları olumsuz etkileyen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Kronik, düşük dereceli iltihaplanmaya yol açarak damar iç yüzeyinde hasara ve damar daralmasına neden olabilir. Depresyon sırasında artan kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi kimyasallar kan basıncını yükseltebilir, kalp ritim bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca trombosit aktivitesini artırarak kalp krizi veya inme riskini yükseltebilir.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Davranışsal olarak depresyon, sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlar; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç tedavisine uyumsuzluk daha sık görülür. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları tanısı alan bireylerde yaşanan değişiklikler depresyon ve anksiyete gelişimi için risk oluşturur.”</span><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Sağlıklı bir ruh hali, sağlıklı bir kalp demek!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin, duygularla daha dengeli başa çıkabildiklerini kaydeden </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu kişilerin</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:
&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black"> psikolojik dayanıklılıkları güçlüdür, sorunlarla başa çıkma kapasitesine sahiptir ve gerektiğinde destek aramaktan çekinmezler.” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Sağlıklı bireylerin bedenlerine özen gösterdiğini, sağlıklı beslendiğini, düzenli uyuduğunu ve fiziksel aktiviteyi yaşamlarına dahil ettiğini dile getiren Aytop, “Stres tepkileri uyumludur ve tedavi süreçlerine uyum sağlarlar. Bu bilişsel, duygusal ve davranışsal artılar; kalp ritmi, tansiyon, damar esnekliği ve inflamatuar süreçler üzerinde koruyucu etki yaratır.” açıklamasını yaptı.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Psikoterapi ve stres yönetimi kalp sağlığını koruyor!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin kalp sağlığına etkilerine değinen </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, şu bilgileri paylaştı:<o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">“Psikoterapi, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini fark etmesine ve daha işlevsel biçimde yapılandırmasına yardımcı olur. Psikolojik dayanıklılık, özyeterlilik, özgüven, özdeğer ve içsel motivasyon güçlenir. Bu süreç, kalp-damar sağlığını destekleyen fizyolojik mekanizmaları dengeler, inflamasyonu azaltır, damar yapısını korur ve kan akışını düzenler. Psikoterapi ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya yardımcı olur.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:
115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri, meditasyon ve farkındalık temelli uygulamalar yani stres yönetimi teknikleri otonom sinir sistemi üzerinde dengeleyici etki oluşturur, kalp atım hızını ve kan basıncını düzenler. Uzun vadede stresin kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.”</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Kalp ve zihin sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilmeli!</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Psikolojik sorunların kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebileceğine vurgu yapan </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:black">Bu nedenle, sorunları göz ardı etmemek, sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek almak önemlidir.” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">Tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve kontrollerin aksatılmaması ve kalp fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:black">“Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve sosyal destek güçlü tutulmalıdır. Kalp ve zihin sağlığını birlikte korumanın en önemli adımı, bunların ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul etmek ve fiziksel ile psikolojik sağlığa bütüncül bir yaklaşımla özen göstermektir. Bu, sağlıklı yaşam tarzı, dengeli yaşam ve gerektiğinde profesyonel destek almayı kapsar.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:12.0pt;margin-left:
0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#222222"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-ne-yapmali/1266/</link>
<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 17:44:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu? </title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu.jpg" width="250"><br><p>Vücut ağrıları, hayatımızın farklı dönemlerinde karşımıza çıkıyor ve yaşam kalitemizi ciddi şekilde düşürebiliyor. Ancak birçok kişi, ağrılarla baş ederken kulaktan dolma bilgiler ve yanlış yönlendirmeler nedeniyle doğru tedavi yöntemlerine ulaşamıyor. Ağrının bir hastalık değil, altta yatan başka bir problemin belirtisi olduğunu vurgulayan <strong fr-original-="">İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı</strong> <strong fr-original-="">Dr. Öğr. Üyesi Alireza Soltanzadeh,</strong> bu nedenle her ağrının multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çiziyor ve doğru bilinen yanlışlar hakkında uyarıyor. </p>

<p><strong fr-original-="">Bel fıtığı varsa ameliyat gerekir mi?</strong></p>

<p>Aslında her bel fıtığı ameliyat edilmez. Çoğu hastada istirahat, egzersiz, fizik tedavi ve algoloji uzmanlarının uyguladığı girişimsel yöntemlerle başarılı sonuçlar alınır. Lazer, radyofrekans veya ozon tedavisi gibi teknikler sayesinde hastalar ameliyatsız ağrılarından kurtulabilir. Ameliyat her durumda zorunlu değildir. </p>

<p> </p>

<p><strong fr-original-="">Ağrıya katlanırsam geçer mi? </strong></p>

<p>Kronik ağrı, kendi kendine geçmez. Aksine zamanla sinir sisteminde kalıcı değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle ağrıya katlanmak yerine, erken dönemde bir algoloji uzmanına başvurmak önemlidir. Ağrıyı hafifletmek sadece konfor için değil, sağlığın korunması için de gereklidir.</p>

<p><strong fr-original-="">Fibromiyalji, migren ya da kronik yorgunluk psikolojik midir? </strong></p>

<p>Bu hastalıkların temelinde sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle ilgili karmaşık mekanizmalar vardır. Elbette ruhsal durum ağrıyı etkiler ama tek neden psikoloji değildir. Vagus sinir hidrodiseksiyonu gibi yeni yöntemler, bu hastalıklarda bedenin dengesini yeniden kurmayı hedefler. Yani bilim, artık bu sorunların “gerçek” olduğunu ve tedavi edilebileceğini gösteriyor.</p>

<p><strong fr-original-="">Ağrı kesici ilaçlar zararlı mıdır?</strong></p>

<p>Gereksiz ve uzun süreli kullanım zararlı olabilir ancak kontrollü ve doktor gözetiminde kullanılan ağrı kesiciler güvenlidir. Önemli olan, ağrının kaynağını bulmak ve doğru tedaviyle sorunu çözmektir. Algoloji tam da bu noktada devreye girer.</p>

<p><strong fr-original-="">Sinir blokları tedavisi riskli midir?</strong></p>

<p>Bu yaygın bir korkudur. Oysa ki sinir blokları, ultrason veya floroskopi gibi ileri görüntüleme yöntemleri eşliğinde güvenle yapılır. Doğru ellerde risk son derece düşüktür ve hastaya büyük rahatlama sağlar.</p>

<p><strong fr-original-="">Yaşlılarda ağrı normal midir, tedaviye gerek yok mudur?</strong></p>

<p>Yaş almak, ağrı çekmek anlamına gelmez. Kronik ağrı yaşlıların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürür, hareketlerini kısıtlar ve depresyona yol açar. Algoloji tedavileriyle yaşlılarda da ağrısız ve aktif bir yaşam mümkündür.</p>

<p><strong fr-original-="">Algoloji sadece bel-boyun ağrısına bakar mı?</strong></p>

<p>Algoloji çok daha geniş bir alandır. Kanser ağrılarından migrene, eklem ağrılarından nöropatik ağrılara kadar birçok farklı tabloyu kapsar. Sinir blokları, eklem içi enjeksiyonlar, epidural ve spinal uygulamalar, hatta sinir kökü tedavileri algolojinin alanına girer. Yani algoloji sadece “bel-boyun” değil, bütün kronik ağrılar ile ilgilenen uzmanlık alanıdır ve yüksek teknoloji ile kişiye özel tedaviler sunar.</p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu/1255/</link>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 06:50:16 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>MS tedavisinde yenilikçi adımlar umut vadediyor!</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor.jpg" width="250"><br><p><strong fr-original-="">Multipl Skleroz (MS) tedavisinde birçok yeniliğin öne çıktığını belirten uzmanlar, çok disiplinli yaklaşımların giderek önem kazandığını söylüyor.</strong></p>

<p><strong fr-original-="">İmmünomodülatör ilaçlar ve biyolojik tedavilerin, hastalığın ilerlemesini yavaşlatırken, oral tedavilerin hastaların uyumunu kolaylaştırdığını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Yeni biyomarkerlar ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, MS’in daha doğru bir şekilde izlenmesine ve tedaviye yanıtın hızla değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Bu, hastaların tedavi süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adım.” dedi. Robotik terapi ve telerehabilitasyon gibi yeni nesil fizyoterapi yöntemlerinin, fiziksel işlevleri ve yaşam kalitesini artırdığını vurgulayan Tarlacı, ergoterapinin, günlük yaşamda bağımsızlığı destekleyip yorgunlukla başa çıkmayı sağladığını kaydetti.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS tedavisinde kullanılan yenilikçi tedavi yöntemleri ve umut vadeden araştırmalar hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong fr-original-="">Oral tedaviler, hastaların uyumunu kolaylaştırıyor!</strong></p>

<p>Son yıllarda, Multipl Skleroz (MS) tedavisinde birçok yeniliğin öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İmmünomodülatör ilaçlar ve biyolojik tedaviler, MS’in inflamasyonunu hedef alarak atakları azaltarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.” dedi.</p>

<p>Özellikle oral tedavi seçeneklerinin, hastaların tedaviye uyumunu artırdığını ve tedavi sürecini daha erişilebilir hale getirdiğini kaydeden Tarlacı, “Ayrıca, hematopoetik kök hücre tedavisi (HSCT) gibi yenilikçi yöntemler, bağışıklık sistemini sıfırlayarak hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedefler. Bu tedavi, özellikle tedaviye dirençli hastalar için umut verici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Yeni biyomarkerlar ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, MS’in daha doğru bir şekilde izlenmesine ve tedaviye yanıtın hızla değerlendirilmesine olanak sağlıyor. Bu, hastaların tedavi süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adım.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong fr-original-="">Yenilikler, MS tedavisinde ilerleme ve daha iyi tedavi yanıtı sağlıyor… </strong></p>

<p>Bu tedavi seçeneklerinin yanı sıra, robotik terapi ve telerehabilitasyon gibi yeni nesil fizyoterapi yöntemlerinin, MS hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve fiziksel işlevlerini iyileştirmek için kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>

<p>“Son olarak, remyelinizasyon araştırmaları ilerlemekte olup, miyelin kılıfının yeniden yapılmasına yönelik tedavi seçenekleri, MS’in ilerlemesini durdurmak ve geri çevirmek için büyük bir umut taşıyor. Bu yenilikler, MS tedavisinde önemli ilerlemeler kaydedilmesine ve hastaların tedaviye daha iyi yanıt vermelerine yardımcı oluyor.”</p>

<p><strong fr-original-="">MS tedavisinde çok disiplinli destek şart!</strong></p>

<p>Multipl Skleroz (MS) tedavisinde, farklı disiplinlerin katkısının oldukça büyük olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS, merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık olduğundan, tedavi süreci yalnızca nörolojiyle sınırlı kalmaz; hastaların yaşam kalitesini artırmak ve semptomları yönetmek için birden fazla uzmanlık alanından destek almak önemlidir.” dedi.</p>

<p>Fizyoterapi, ergoterapi ve psikolojik destek gibi disiplinlerin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmeleri, bağımsızlıklarını koruyabilmeleri ve psikolojik iyilik hallerini artırabilmeleri için kritik rol oynadığının altını çizen Tarlacı, “Fizyoterapi, MS hastalarının kas gücünü artırmaya, dengeyi geliştirmeye ve hareketliliği iyileştirmeye yönelik çeşitli egzersizler sunar. Kas zayıflığı ve denge problemleri MS’in sık görülen semptomlarındandır, bu nedenle fizyoterapistler, hastaların fiziksel fonksiyonlarını en iyi şekilde kullanabilmesi için kişiye özel egzersiz programları oluşturur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong fr-original-="">Ergoterapi, MS hastalarının bağımsızlığını ve yorgunlukla başa çıkma becerisini destekler… </strong></p>

<p>Fiziksel terapinin ise kas spazmlarını azaltmaya, yorgunluğu yönetmeye ve düşme riskini engellemeye yardımcı olduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ayrıca, vücut sıcaklığındaki artış MS semptomlarını kötüleştirebileceği için fizyoterapistler, sıcaklık toleransı ve egzersiz stratejileri konusunda rehberlik eder.” dedi.</p>

<p>Ergoterapinin, MS hastalarının günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlıklarını artırmayı hedeflediğini de sözlerine ekleyen Tarlacı, “Bu disiplin, hastaların evde, işte ve sosyal yaşamda daha bağımsız olabilmesi için çevresel düzenlemeler, uygun yardımcı cihazlar ve adaptif stratejiler önerir. Ergoterapistler, hastaların motor becerilerini ve el-göz koordinasyonlarını geliştirerek, basit günlük işlerden daha karmaşık işlere kadar geniş bir yelpazede pratik çözümler sunar. Ayrıca, hastaların yorgunlukla başa çıkabilmesi için enerji yönetimi tekniklerini öğretir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong fr-original-="">MS’in tedavisiyle ilgili yeni araştırmalar umut vadediyor!</strong></p>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların, mikrobiyomun MS gelişimi ve seyrindeki rolünü araştırdıklarını vurgulayan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. MS hastalarında bağırsak mikroorganizmalarının yapısındaki değişiklikler, hastalığın gelişimini etkileyebilir. Mikrobiyomun düzenlenmesi, MS tedavisinde yeni bir alan açabilir ve bağışıklık sistemini dengelemeye yönelik yeni yaklaşımlar geliştirilmesine olanak tanıyabilir.” </p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/ms-tedavisinde-yenilikci-adimlar-umut-vadediyor/1248/</link>
<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 07:19:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Gözü ovuşturmak görme kaybına yol açabilir</title>
<description><![CDATA[<img src="https://kentinsesi.net/images/haberler/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir.jpg" width="250"><br><p style="margin: 0cm; line-height: 115%;"><strong fr-original-style="" style="text-align: justify;"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Göz sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlarından biri. Ancak günlük yaşamda gözleri sık sık ovuşturmak gibi farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, kalıcı görme kayıplarına yol açabilen ciddi hastalıklara dönüşebiliyor. Gözlerini sıklıkla ve şiddetli bir şekilde ovuşturan kişilerde keratokonus hastalığının oluşabileceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu,</span></strong><span style="text-align: justify; font-family: Calibri, sans-serif; color: rgb(28, 43, 40);"> “<strong fr-original-style="">Bu rahatsızlık, korneanın şekil bozukluğu ve incelmesi ile seyreden, ilerlediğinde görmeyi hatta gözün bütünlüğünü tehdit edebilen önemli bir sağlık sorunu” açıklamasında bulundu.</strong></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Keratokonus, gözün en dış tabakası olan korneanın incelip sivrileşerek, doğal yuvarlak şeklini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Düzgün sferik yapısını kaybeden korneanın görme kalitesini düşürebileceğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, “Keratokonus, görme gücünü olumsuz etkiler ve bu durum ilerleyen aşamalarda görme kaybına kadar gidebilir. Hastalığın kesin nedeni bilinmese de gözü yoğun şekilde kaşımak gibi korneaya zarar veren küçük travmalar ve genetik yatkınlık önemli risk faktörleri arasında” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;
font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Gözlük numarasının hızla değişmesi önemli bir sinyal</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Gözlük numarasının sıklıkla değişmesinin keratokonusun önemli bir belirtisi olduğunu belirten Uslu, “Bunun yanı sıra gözlükle tam netlik sağlanamaması ve kimi zaman bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi diğer önemli semptomlar. Uzun vadede ise hastalığın seyri ve şiddetine bağlı olarak farklı göz semptomları görülebilir. Korneadaki incelme ve dikleşme hızlı olduğunda görme kalitesinde belirgin azalma, ileri görme kaybı ve hatta korneanın delinmesine kadar gidebilecek ciddi sorunlar ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Çocuklar ve hamileler risk grubunda</span></strong><span style="font-size:11.5pt;
line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Alerjik konjonktiviti olan ve sık sık gözlerini kaşıyan kişilerde bu hastalığın görülme olasılığının arttığına değinen Uslu, “Ancak kadınlar ve erkekler arasında görülme sıklığı açısından istatistiksel bir fark yok. Hastalık her yaşta teşhis edilebilse de çocukluk ve erken gençlik döneminde daha hızlı ve agresif ilerleme gösteriyor. Benzer şekilde, gebelik süreci de</span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:red"> </span><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28">hastalığın daha hızlı ilerleyebildiği dönemlerden biri. Yaş ilerledikçe hastalığın hızı yavaşlayabilir ancak bu durumun her hasta için geçerli olmadığı bilinmeli. Buradaki önemli nokta düzenli doktor takibini ihmal etmemek, gözü şiddetli kaşımamak ve göz yüzeyini her türlü travmadan korumak” dedi.</span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><strong fr-original-style=""><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Düzenli kontrol ve gözlük kullanımı en temel tedavi</span></strong><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28">Hastalığın tanısının, göz doktorunun muayene sırasında şüphelenerek istediği kornea topografisi ile kesinleştiğini ifade eden Uslu, “Tedavi yöntemleri ise hastalığın ilerleme hızına ve şiddetine, kornea topografisindeki bulgulara  göre farklılık gösteriyor. Bu tedaviler arasında; düzenli doktor kontrolü ve gözlük kullanımı, özel tasarlanmış kontakt lensler (hibrid ve skleral lensler),  korneanın güçlenmesini sağlayan crosslinking yöntemi, korneaya halka yerleştirilmesi ve son aşamada kornea nakli yer alıyor” dedi. </span><span style="font-size:
11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>

<p style="margin:0cm;text-align:justify;line-height:115%"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;color:#1C2B28"> </span><span style="font-size:11.5pt;line-height:115%;font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif;
color:#1C2B28"><o:p></o:p></span></p>
]]></description>
<link>https://kentinsesi.net/gozu-ovusturmak-gorme-kaybina-yol-acabilir/1236/</link>
<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 06:06:00 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>